Düşmanın Birbirine Düşmesine Fırsat Vermemek

0
880

Bir Çığlık

Ben yazı yazmayalı günü gününe 2 ay 1 gün geçti. Bunun ilk haftalardaki nedeni benim diğer işlerimin yoğunluğuydu, sonraları REDaktif.com sayfası erişime engellendi. Sonuçta benim sadece 1-2 hafta diye kendime verdiğim ara giderek uzadı tamı tamına 61 güne kadar çıktı.

Bu uzun aradan sonraki ilk yazımda Türkiye’de ve dünyada olan olayların kısa bir değerlendirmesini yapmayı ya da şu “Ortadoğu’da kurulacak masaya oturma” konusunu irdelemeyi istiyordum.

Oysa sizler şu anda Türkiye’de hayati bir hesaplaşmanın ön gününde duruyorsunuz ve sizin içinde bulunduğunuz bu ortamda geçen iki ayın değerlendirmesini yapan ya da başka herhangi bir konuda yazılacak her yazı, yangın sırasında saç tarama metaforuyla açıklanan türden bir olay olacaktı.

Bu nedenle başka her şeyi ileri bir tarihe bırakarak biraz daha somut bir şeyler yazmaya feryat etmeye, daha çok da çığlık atmaya karar verdim.

Sevgili dostlarım!

Devletin bir dizi muhalif gazeteye ve (aralarında bizim sayfamızın da bulunduğu) bir dizi internet sayfasına getirdiği yasaklama ve sonrasında HDP yöneticilerinin gözaltına alınmaları ya da tutuklanmalarıyla devam eden süreç, artık nicel değil nitel bir değişimi sembolize etmektedir. Bugün HDP’li milletvekillerinin kapatıldıkları hapishanenin bir başka hücresine de CHP’li milletvekilleri kapatılacaktır.

Türkiye’deki yönetim, kendisinden olmayan herkese karşı cepheden bir saldırı başlatmıştır. Bu saldırıda hedef istisnasız bir şekilde bütün sol gruplardır, Kürt ulusal hareketidir, diğer azınlıklardır, işçi sınıfıdır, çevre gönüllüleridir, barış taraftarlarıdır, kısaca söylersek şu ana kadar AKP’ye biat etmeyen, suç ortağı olmayı REDdeden herkestir.

Bu durum biz istesek de istemesek de somut bir eylem birliğini zorunlu ve hayati kılmaktadır. Bir tarafta bütün bir ülkenin ve toplumun kanına ve canına susamış bir mafya vardır, diğer tarafta ise kanına ve canına susanmış milyonlar… Bu milyonlarca insan farklı sosyal sınıflardan, farklı meslek gruplarından, farklı etnik kökenlerden, farklı siyasi kuruluşlardan gelmekte hatta farklı dilleri konuşmaktadır. Aradaki bütün bu farklılıkların artık hiçbir önemi yoktur. En azından karşımızdaki güç, bunu böyle görmekte ve hepimize birden düşman olmaktadır.

Şahsım adına söyleyeyim; sol içi tartışmaları birçok kişinin tersine bir zenginleşme olarak görüyor ve bu tartışmaların kısa vadede sorunlar çıkartsa da uzun vadede gerekli olan düşünsel ve teorik derinliği sağlayacağını düşünüyorum. Ancak gün, sol içindeki farklı görüşlerin üniversite kantinlerinde ya da Konur Sokak’ta bir kafede felsefi tartışmalar yapacakları gün değildir. Bütün teorik tartışmalarınızı, detaylarda ve ana hatlarda ortaya çıkacak bütün farklılıklarınızı ertelemeniz, en azından minimuma indirmeniz zorunludur.

Karşınızda kendi içindeki farklılıkları bir tarafa bırakmış asgari müştereklerde anlaşmış bir güç  var. Bunlar alacakları olası bir zaferin sonrasında belki birbirlerinin kanını içecek de olabilirler. Bunun sol açısından hiç bir faydası olmayacaktır. Bize gereken, onların bizi yendikten sonra birbirine düşmesi değil birbirine düşme fırsatını dahi bulamamasıdır.

Faşizme Karşı!

Politikada, özellikle de dış politikada sıkça başvurulan biraz da ilkel “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi değildir bu. Burada sözünü ettiğim şey, düşmanımın düşmanı falan değil, kendisinin dışındaki herkesi katletmek isteyen faşist bir güce karşı olası ezilenlerin tamamının güç birliğine gitmesinin zorunlu olmasıdır.

Önemli bir kitle oluşturdukları için, özellikle de (benim görüşüme göre) felsefi açıdan birbirine çok yakın olan, belki de bu nedenle birbirine en uzak noktada dururmuş gibi yapan, Kürt ve Türk ulusalcılarının (adını vererek söylersek PKK sempatizanları ve Kemalistlerin) bir araya gelebilmeleri hayati öneme sahiptir. Bu kesimlerden arkadaşların iyi bilmeleri gereken bir nokta var ki, bu mücadele kaybedildiğinde ne koruyacağınız bir ulusal birlik kalacaktır, ne Misak-ı Milli, ne özerk bir Kürdistan ne de bir ulusal devlet!

Geçmiş yazılarımı okuyan dostlar bilir, Türkiye’nin iç politikasına dair yazı yazmaktan genellikle kaçınırım. Bunun bir nedeni dış politikaya olan ilgimdir. Bir diğer nedeni ise iç politikanın o politikayı somut olarak, günbegün yaşayan insanlar tarafından daha iyi analiz edilebileceğini düşünmemdir.

Ancak ülkenin şu anda durduğu noktada, faşizmin acilen durdurulması bütün konuların önüne geçmiştir ve hariçten de olsa okunacak bir gazelin düşünülenden daha büyük bir faydası olabilir.

CEVAP VER