Milliyetçiliğin üç yüzü: AKP’yle yoldaşlık

0
1201

Türkiye’nin girdiği kritik dönemeçlerde, AKP iktidarının her zaman kendisini kurtaran iyi bir silahı vardı. Bu silahın var olma sebebi, temeli ülkenin uygulanan politikanın çizdiği sınırlar içinde kangrenleştirici etkisiydi, kangren yayıldıkça Türkiye’nin damarlarında belirginleşen kararma kitlesel cinnetin ifadesiydi.

Silah yazının başlığında anıldığı gibi milliyetçilikti. Türkiye kendi burjuva devrimlerini yaparken tercih ettiği ulus kurucu misyon sebebiyle bu sorunların kapısını aralamış oldu. Kapitalizmi hakim kılmak için önce bir ulus yaratılmalıydı modern anlamda. Kuruluşunda kendisine imparatorluktan miras kalmış olan Kürt halkı işte tam bu noktada büyük bir problem olarak ortaya çıktı. Eşit bir ortaklık kurulmadı, yaratılan yeni modern Türk ulusunda eritilmeleri için politikalar belirlendi. Kürt halkının Türk ulusu çeperine girip giremeyeceği 90 senede hep gizli veya açık bir gündem olarak tartışıldı. Açıkça görülüyor ki, bugün asimilasyon artık mümkün değil. Emperyalizmin Kürt siyasetçilerini yanına alarak bölgede giriştiği müdahalelerin belirleyici olduğu bir dönemdeyiz hala. Önceleri bu basıncın yarattığı misyonla ve iktidarını tahkim için harekete geçip ‘çözüm sürecini’ başlatan AKP bugün kendi iktidarı için tam tersini yapıyor. İşte tam bu problem şu günlerde daha yakıcı, çünkü AKP bir yandan emperyalizmle çelişkilerini iç siyasette kullanarak, hem de Kürt nefretiyle kendisini sağlama almaya çalışıyor.

MHP: AKP’nin Kullanışlı Aptalları

İşte tam bu kangrenleşmiş hali AKP kendisi için ustaca kullanmayı bildi. AKP her zora girdiğinde terörizmle mücadele kartının arkasına sığınarak MHP’yi yanına almasını bildi. MHP AKP’yle beraber şu an giriştiği macerayı 90’larda Tansu Çiller ve DYP’yle yaşamıştı. Faşist kadrolarını Kürt savaşı için cepheye sürdü hükümetin emrinde. 2007’de parlamentoya giren MHP, Türk-İslamcılık denilen ve ABD’nin devrimcilere karşı desteklediği ideolojisi sebebiyle kah gerici başlıklarda, kah milliyetçi azgınlıkta onu yanına aldı. Bugün bu problemin çok daha ciddi bir biçimde ortaya serildiğini görmekteyiz, zira AKP Kürt savaşı kartını ve devletin bekası adı verilen yönetebilme problemini MHP’nin önüne koyarak onu yedeğine almasını bildi. MHP’li faşistlerin Tayyip övgüsünün en dikkat edilecek yanı ideolojik yakınlıklarıydı, cümleler hep bu vurguya sahipti. Çünkü her ikisi de ABD tarafından patronların çıkarları için desteklenen ideolojilerin takipçisiydi. MHP’nin kendi oy oranlarının AKP’yi destekledikçe AKP’ye daha çok kaydığı gerçeği artık bugün bilinen bir şey. MHP kendi toplumsal tabanıyla AKP arasındaki ince çizgileri idare edebilmek, kendisine yakın burjuvalara ve faşistlere iş sağlayabilmek adına oynadığı bu denge oyununda kullanışlı aptallığa doğru yol alıyor, çünkü AKP’yi destekledikçe esasında kendi eriyor.

HDP: Tercihten Zaafa, Barıştan Ölüme

MHP böyleydi, peki ya giderek milliyetçi bir çizgiye oturan HDP? Tayyip Erdoğan’ın ABD ve AB emperyalizmi desteğiyle başlattığı ‘çözüm süreci’ meselesinde HDP’nin verdiği sınav gerçekten kötüydü. Kürt hareketinin ana gövdesini oluşturan PKK 90’ların başında Sovyetlerin çözülüşüyle sosyalist kimliğini tasfiyeye başladı. Ulusal mücadeleyi milliyetçi bir rabıtayla sürdürmek zamanla kemikleşti. Bu sayede döneme göre değişen, esnek ittifak arayışlarıyla kendisini güçlendirme yolları aradı. Bu diplomasi oyununda bugün hala ustaca dengeleri kollayarak hareket ediyor. İşte tam bu diplomasi anlayışı 2010’daki eşiğe geldiğinde AKP tarafından ustaca kullanılmaya başlandı. AKP bu sefer Kürt hareketinin milliyetçi zaafını ustaca kullanarak kendi iktidarını tahkim etmeye girişti. Uygulanan gizli diplomasi sonucu İmralı Notları kitabında ortaya çıktığı üzere CHP’ye karşı örtük bir cephe kurulduğu ortaya çıktı. Sırrı Süreyya Önder MİT müsteşarı Hakan Fidan’la aralarının nasıl iyi olduğundan bahsediyordu ve CHP’ye tuzak kuracağını beyan ediyordu. Bu süreç Haziran Direnişi gibi ülkeye sarsan bir isyana denk geldiğinde ise Kürt hareketi milliyetçilik batağına düşmesi dolayısıyla direnişe dolaylı yoldan büyük zarar verdi. Kürt halkı direnişe bireysel olarak katıldı, kurumsal değil. Çözüm sürecini bozmamak adına bu büyük diyet verildi. HDP’nin radikal demokrat programı, Türkiye’yi demokratikleştirme misyonu milliyetçilik lehine ıskartaya çıkartıldı. Kanıtı ise çok açıktı, Abdullah Öcalan ‘Erdoğan’ı Gezi’de ben kurtardım’ dedi. 2014’e gelindiğinde ise Kürt hareketi hem elindeki gücü çoğaltarak AKP’yi masada daha çok taviz vermeye zorlamak, hem AKP’nin emperyalizmle çelişkilerinden doğan alternatif iktidar arayışında bir ortak olmak için ‘seni başkan yaptırmayacağız’ dedi. Sonucu biliyoruz, savaş yeniden başladı ve ülke kan deryasına döndü.

CHP: Doğu Perinçek ve AKP’nin Yeni Oyuncağı

CHP’nin milliyetçilikle macerası ise tam anlamıyla bir ince ipte yürüme sanatını andırıyor. SHP döneminde bile sınırlı verilen Kürt haklarına destek, Baykal ekibinin SHP’nin görece daha sosyal demokrat kadrolarını tasfiyesiyle yine klasik MGK’nın Kürt politikası sınırlarına döndü. Emperyalizmin Kürt sorunu konusunda yarattığı basınçlarla harekete geçmeye çalıştı. AKP kadar güçlü ve kemikleşmiş bir kitlesel desteğe sahip olamadığından ve kendi sağında bulunan Aydınlıkçılarla MHP’ye kitlesini kaptırma korkusundan iki arada bir derede kaldı. Bugün Doğu Perinçek’in Vatan Partisi ve AKP’nin kurduğu cephe tarafından PKK, FETÖ destekçiliğiyle suçlandığı için kendi kitlesine sürekli kendini kanıtlamaya çalışıyor. Siyasetini kendisi belirlemiyor, rakiplerinin belirlemesine izin veriyor. Milliyetçilik CHP’yi bir oyuncak haline getiriyor.

Başkanlık Tartışmasında Kilit Unsur

Gelinen noktada AKP kendi iktidarının güç kaybettiği her dönemeçte milliyetçiliği ustaca kullanarak durumun içinden sıyrıldığını tespit etmek mümkün. Kuşkusuz AKP’nin kurtulmasını sağlayan şey bu değil ama önemli unsurlardan biri. CHP’nin HDP’lilerle yan yana durmamak için gösterdiği inanılmaz çaba, MHP’nin holiganca AKP desteği, Vatan Partisi’nin yeni bir Yetmez Ama Evet vakası olarak AKP’ye desteği AKP’yi sürekli güçlendiriyor. Türkiye’nin kangrenleşmiş sorunlarından dolayı birbirine bilenen kesimleri ustaca birbirine karşı kullanıyor AKP tıpkı 2010 referandumunda liberallere yaptığı gibi.

Başkanlık tartışmasının önemi çok büyük, AKP sürekli taarruz halinde kalarak iktidarını koruyabiliyor ve başkanlık rejimi bunu somutlayacağı en açık durum. AKP başkanlıkta kritik yüzde 50 bandını aşmak için MHP oylarına ihtiyaç duyuyor ve bu sebeple milliyetçiliğe, şovenizme, Osmanlıcı palavralara daha çok sarılıyor. AKP’ye bu konuda açık bir itiraz yapamayan herkes AKP’nin ülkeyi sürüklediği faşizan yöne büyük bir katkı koyuyor.

Bu ülkede milliyetçiliğe itiraz etmeyen, emek eksenli bir siyaseti, işçilerin birliğini savunmadan oyalanan herkes, bir şekilde AKP’nin ağına düşüyor. Dik durmalı, çünkü ölüler ülkesine döndürülmüş bir ülkenin bu esastan itiraza ihtiyacı büyük.

CEVAP VER