Bir stratejik mantık evliliği: AVRUPA IRKÇILARI VE RUSYA

0
492

19 Aralık 2016 tarihinde Avusturya’nın ırkçı FPÖ partisinin (Avusturya Özgürlük Partisi) üst düzey yöneticilerinden oluşan bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Rusya’da iktidarda bulunan Birleşik Rusya partisinin daveti üzerine gerçekleşen ziyaret sırasında yüksek devlet yetkilileri de dahil olmak üzere bir dizi devlet adamı ile görüşmeler yapıldı, sonuçta resmi bir bağlayıcılığı olmasa da partiler arasında politik sevgi sözcükleri söylendi, iyi niyete dayalı anlaşmalar imzalandı. Bu arada Birleşik Rusya Partisi ve FPÖ’den politikacılar Avusturya ile Rusya arasındaki tarihsel dostluktan dem vurmayı da unutmadılar tabi.

Hazır “tarihsel dostluktan” söz etmişken, tarihe şöyle bir göz atmakta fayda var. Avusturya ve Rusya, arasında uzun süreli bir dostluk dönemi hiç olmamıştır denebilir. İkisinin arasında tarihte yer almış belki de tek ciddi işbirliği anlaşması Napolyon’a karşı imzaladıkları askeri işbirliği anlaşmasıdır ki o da Fransız orduları tarafından ezilmiştir. Sonuçta Napolyon’u yenen de Avusturya ile girilen askeri işbirliği anlaşması değil, Rusya’nın kendi insanı ve doğası olmuştur. Rusya ile “dostluğu” hiç bir zaman kalıcı olmayan Avusturya’nın benzeri bir tarihsel özne olarak örneğin Osmanlılarla girdiği ittifakların çok daha uzun sürdüğünü de parantez içinde belirtmekte fayda var. Oysa Avusturya faşistlerinin şu dönemde edeceği en son laf Türkiye ile tarihsel dostluk olurdu herhalde.

Tekrar Rusya konusuna dönersek; aslına bakılırsa Avusturya ırkçılarının Rusya ile olan bu flörtü bir ilk değil. Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Çek cumhuriyeti, İngiltere, İtalya ve Polonya gibi ülkelerden ırkçı partilerin yakın zamanda Rusya ile bir tuhaf muhabbet içine girdikleri dikkat çekiyor. Son dönemde Ukrayna dışındaki bütün Avrupa ülkelerinde güçlenen ırkçı ve faşist partiler Rus yetkililerle tuhaf ilişkilere girdi. Yakın zamanda Moskova’yı tavaf edenlerin arasında Fransa’dan “Front National“ (Ulusal Cephe), Belçika’dan „Vlaams Belang“ (Flamanların Çıkarı) ve Macaristan’dan “Jobbik“ (Macaristan Hareketi) gibi partileri görmek mümkün.

“Rodina” adlı ırkçı partinin düzenlediği Rusya Muhafazakar Forum’una bir dizi sağ partinin yanısıra Almanya’dan (Nazi dönemine olan sempatisini saklamayan) NPD ve Yunanistan’dan “Altın Şafak” gibi militan partilerin kardeş partiler olarak davet edilmiş olmaları bu örneklerden birisidir.

Bir diğer örnek olarak Fransız Front National Partisi geçtiğimiz yıl seçim harcamaları için “First Czech Russian Bank”tan 40 milyon Avro kredi almıştır. Krediyi açan bankanın merkezi Moskova’da bulunmaktadır, yöneticisi ise Putin’in en yakın adamlarından Roman Popov’dur.

Yine bir başka örnek olarak; Rusya denetimindeki Donetsk halk cumhuriyeti ilk (gayrı resmi) dış temsilciliğini Çek Cumhuriyeti’nin Ostrava; ve İtalya’nın Torino kentlerinde açmıştır. Ostrava’daki temsilciliğin açılmasına Národní Strana (Çek Ulusal Partisi); Torino’dakine ise “Lega Nord” (Kuzey Ligi) gibi ultra sağ partiler aktif destek vermiştir.

Yine Almanya’da son senelerde zaman zaman artıp azalan Pegida (Batının islamlaştırılmasına karşı vatansever Avrupalılar) gösterilerinde hemen her zaman dalgalanan bir Rus bayrağı bulunmuştur.

Roman Popov’un Front National’e açtığı krediyi hiç bir politik beklentisi olmaksızın, iyi bir ticari yatırım olarak yaptığını düşünecek kadar saf değiliz; Pegida taraftarlarının bizim Türk faşistleri gibi Rus bayrağını Hollanda bayrağı ile karıştırıp gösterilerinde yanlışlıkla taşıdıklarını düşünecek kadar salak ta değiliz; Avusturya sağının Moskova’ya sırf tarihsel dostlukları depreştiği için gittiğini de sanmıyoruz.

Avrupa sağının ortak paydası Avrupa Birliğinin zayıflatılması hatta belki dağıtılmasıdır. Tamamının gönlünde yatan aslan, tıpkı bir zamanlar olduğu gibi, yabancıların bulunmadığı geleneksel ulusal devletleri tekrar güçlendirilmektir. Ayrıca bu partilerin tamamı ABD ve İngiltere’nin zoruyla Rusya’ya karşı başlattıkları ambargonun bitirilmesi en azından hafifletilmesinden yanadır.

Rusya’nın kısa ve orta vadeli çıkarlarıyla örtüşen bu ulusalcı hayaller AB ve TTIP gibi supra-state örgütlenmelerden zarar eden kimi sektörlerin desteğini almaya da adaydır.

Kapitalist bir ülkede faşist örgütlerin dile getirdikleri talepler genellikle devletin ve ekonominin bazı kesimleri tarafından düşünülüp te iç ve dış baskılar nedeniyle açıktan söylenemeyen uygulamalardır. İç politikada olduğu gibi dış politikada da aşağı yukarı böyledir bu. Faşizm burjuva demokrasisiyle yönetilen bir devletin bilinçaltını yansıtır dersek pek de yanlış olmaz.

OECD dönem başkanlığını üstlenen Avusturya’nın dışişleri bakanı Sebastian Kurz’un yeni yıldaki ilk işlerinden birisi Doğu Ukrayna’nın Mariupol kentini ziyaret etmek oldu. Bu seyahati sırasında biraz kekeleyerek de olsa Rusya’ya uygulanan ambargonun hafifletilmesini de talep eden Kurz doğru olanın Rusya’yı cezalandırmak olmadığını da belirtti. Faşistlerin söylemlerinde su yüzüne vuran bilinçaltının açığa çıkması da diyebiliriz buna.

Avrupa faşizmi ile stratejik düşman Rusya arasında sadece bir mantık evliliği olan bu yakınlaşma bir açıdan bakıldığında Transatlantik Paktının yumuşak karnına vurulan bir yumruk; başka bir açıdan bakıldığında ise batının Rusya politikasında bilinçaltına gizlenen çatlakların dışa vurmasıdır. Bu çatlaklar ne kadar derine iner? Yapıda bir çöküntüye neden olur mu? Yoksa sadece sıvanın üst kısımlarında kalan ve bir fırsatta alçıyla doldurulup geçilecek olan yüzey çatlakları olarak mı kalır?

Önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Kaynakça:

www.jungewelt.de

www.sputniknews.com

www.mokant.at

www.spiegel.de

www.diezeit.de

CEVAP VER