“28 Kânunisâni’yi Unutma!”

0
585

Bugün 28 Ocak… 96 yıl evvel, bugün Türkiye’de komünist hareketin öncülerinden, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) ilk merkez komitesi başkanı ve kurucusu Mustafa Suphi, 14 yoldaşıyla birlikte 1921’in 28 Ocak’ını 29’una bağlayan gece Trabzon’dan Sovyetler’e geri gönderilmek üzere bindirildikleri teknede boğdurularak öldürüldüler. ‘Onbeşler’i, Mustafa Suphi’nin 1918’de katıldığı ‘Türk İştirakiyyun Kongresi’nde kaleme aldığı ‘az bilinen’ metnin özgün biçimiyle selamlıyoruz…

Aziz yoldaşlar,

Beni şu konferansa reis intihabınızdan dolayı bü­yük teşekkürler ederim. İtimadınıza teşekkürüm resmî değil, pek samimi mahiyettedir. Ben bu ictimâinizi bü­yük bir kıymet-i tarihiyye telâkki ediyorum. Çünkü fik­rimce bu teşkil ettiğiniz heyet, tarihte Türk halkının teesüratını (üzüntülerini) hakikaten arz ve temsil eden ilk teşkilâttır. Bugünkü heyetimiz içinde öteden beri tüm inkı­lâp teşkilâtlarında olduğu gibi, yalnız münevver ve mü­tefekkir kimselerin değil, belki doğrudan doğruya zul­me ve itisâfa (haksızlığa) düçar olan halk efradından Türk askeri, Türk köylüsü ve Türk işçisi olarak birçok arkadaşların da bulunuşu inkılâp ruhunun Türkiye’de aşağı tabakala­ra nüfuz ettiğini ve Türkiye’de sosyalistliğin ütopizm, yani hayalperestlik devrini atlatıp bir devr-i hakikate girmek istidadında bulunduğunu gösterir. Biz bugün Rusya’da, bütün insaniyeti esaretten kurtarmaya çalışan Rusya inkılâb-ı âzimine yalnız hayat ve edebiyatla değil, belki fiiliyât ve teşkilâtla koşulmak üzere bulunmuş oluyoruz.

Evet, hemen bir asır geriye doğru Türkiye muhit-i ictimâiyesinde anbean baş gösteren Tanzimat ve Islahatçılık ve nihayet Meşruiyetçilik hareketlerinin şerâit-i vukuu tedkik edilirse görülüyor ki, bunların hepsi, başta bir takım beyler ve paşalar bulunmak şartıyla gâh bir, gâh diğer şehzâde etrafında padişahlara karşı bir taht-ı saltanat davası açmaktan başka mahiyette değildir. On sene evvel Türkiye’de vâkî olan inkılâba gelince; bu inkılâpta netice itibarıyla eski aristokratik teşkilât ile ittifak akdederek mazlum halk namına hiçbir hak, hiçbir hayır ithaf edemedikten başka, bilâkis halkın ictimâî emval ve emlakini tahrik suretiyle fukaranın burjuvazya tarafından talanına yol açmıştır. İki dereceli bilavasıta intihap ile bütün kuvvet mutavassıt ve yüksek sınıflara teslim edilerek, diğer taraftan bankacılık itibarıyla Abdülmecid’in bile kabul etmediği Mançesteriyen sisteminin en yüksek ve en müterakki şekilleri tatbik olunarak kapitalin fakir halkları kolu altına almasına bir kat daha yardım edilmiştir.

Kapitalin yağmasından zengin ve orta sınıf anasırlar arasında bahşetmek, sözdeki tesir ve nüfuzu gösteremez. Fakat sizler gibi yıllarca Yemen ve Havran Çöllerinde, Arabistan Sahralarında bütün genç ve şâd ömürlerini telefle Anadolu’ya köyüne dönüp geldiği zaman, baba ocağının büsbütün söndürülerek evin ve tarlanın satıldığını veyahut artık satılmak üzere herhangi bir bankanın mezad cedveline kaydolduğunu görüp bilen, Anadolu’nun bu gibi facialı vakaları içinde yaşayan kimselere, sizlere, kapital yani sermayeden (Altın) bahsederken ve bunun paşalar, beyler, ağalar elinde zavallı işçi ve köylü halklarımızı ezmek için ne zalim bir kuvvet ve silâh olduğunu söylerken sözlerimin bir ma’kes bulduğuna imanım vardır.

İşte yoldaşlar, kapital: zavallı işçi kardaşlarımızın kanını emen, kemiklerini ezen şu mehabetli (ulu) makineler mamur ve abadan (mamur) çiftlikler, malikâneler, fabrikalar, sancakhaneler, şu tramvaylar, vapurlar ve demiryolları hâlinde mahdut şahıs ve şirketler elinde bulunan zenginlikleri hülâsa kapitali millete mal edip, fakir ve mazlum halkları şu menhus (uğursuz) kuvvetin istibdadından kurtarmak… İşte sosyalizmin esası. Bu ictihada iştirak eden herkes sosyalisttir. Fakat bununla iş bitmez. Yalnız böyle ictihad edip de burjuvazya yolunda devam etmekte halkın beklediği inkılâp vücuda gelmez, sosyalizm kuvveti ve inkılâbın yakınlığı, ancak işçi ve köylü sınıflarının kendi sınıfî menfaatlerini ve ictimâî ideallerini bilerek burjuvazya karargâhı karşısında ayrı bularak, proletarıyat karargâhını kurup işe başlamalarıyla temin edilmiş olur.

Burjuvazyanın parlamenterizm vasıtasıyla mağlup edilmesinin bir ütopya olduğu tarih ile sabit oldu. Burjuvazya ile uyuşup yaşayarak fakir halklara hayırlı hidmetlere çalışmak üstad-ı âzam Karl Marks’a ihanetten başka bir şey değildir. Mesleğine sadık Marksistler teşkilâtlarını burjuvazya ile her türlü temas ve muvafakattan (kabul) mücerred (soyut) olarak ihtilâlci esaslarda vücuda getirenlerdir. Fakir işçi ve köylüler karargâhlarını hakiki sosyalizm ile teçhiz ettikleri gün burjuvazyaya karşı ilân-ı harp etmiş olurlar. Sosyalist teşkilâtları ancak her an kapitale hücum edecek ve enternasyonal vak’aya zahir olabilecek vaziyette bulunmasıyladır ki, ihtilâlci vasıtalarda kendilerini arz ve temsile kesb-i liyâkat ederler.

Yoldaşlar! Biz bugün burada şu esaslar dairesinde âlem-i insaniyetin siyasî olduğu kadar iktisadî zulm ve tegalübden (birbirine üstün gelme) de katiyen kurtarılmasına bütün ruh ve vücudumuzla çalışmak üzere toplanmış oluyoruz. Biz bugün, insaniyetin şu kan ve ateşle kaynayan muhitinde vaziyet olmakla Türklerin hey’et-i medeniye-i ictimâîyedeki hakk-ı hayatlarından bir alem (nişan), bir işaret daha yükseltmiş oluyoruz.

Biz bugün Rusya İnkılâbı’nın birer mühim amili olan Müslüman Kavimlerin Moskova’daki en âli merkezinde toplanmakla İslâm Âleminin Enternasyonal vakasına olan nazarını daha aşikâr meydana koymuş oluyoruz.
Bizim bugün tuttuğumuz yoldan daha dün Rusya’da yaşayan Tatarlar yürümeğe başlamışlardı. Yarın da Araplar, Acemler o selâmet şahranını (yol) tutacak ve bütün âlem-i insaniyet böylece hakiki kardeşlik, hakiki birlik ve hakiki azatlık yoluna girmiş olacaktır.

Yaşasın bütün dünyanın müslüman işçi ve köylü halklarını birbirine bağlayan Rusya İnkılâbı!

Yaşasın kızıl ışıkları insaniyet ufkunda görünmeye başlayan Üçüncü Enternasyonal!

Mustafa Suphi
22 Temmuz 1918

CEVAP VER