Pancar şekeri mi, şeker pancarı mı?

0
896

Türkiye’de tarım çöktü ve özel olarak da şeker konusu tam bir yara haline geldi. Ülkenin büyük bölümünde, kanser başta olmak üzere pek çok hastalığı tetikleyen türlü glikoz biçimleri kullanılıyor. Konunun uzmanlarınca hazırlanan halpostasi.com sitesinde bu konuda çok önemli bir röportaj yayınlandı. Sitenin izniyle aynen aktarıyoruz…

Şeker pancarı üretimi konusunda birkaç ay önce gündeme gelen Üretim Reformu Paketi Kanun Tasarısı, şeker kavramına yeniden tanım getirirken, bütün glikoz formlarını şeker tanımının dışında kabul ediyordu.

Böylece bütün glikoz formları kotaya bahis olmaktan kurtulacak; yani bunların üretimi ve ithalatı tamamen serbestleşecekti.

Tasarı ayrıca; glikoz formlarını, şeker tanımı içinde sayılan bütün ürünleri denetlemekle yükümlü olan Şeker Kurumu’nun denetiminden de kurtaracaktı.

Bu düzenleme onaylanırsa Türkiye’de pancar üretimi yapan yüzbinlerce çiftçi, çok kısa süre içinde bundan doğrudan etkilenecekti. Eğer hükümet referandum süreci dolayısıyla hassasiyet göstermese ve tasarı konusunda ısrar etseydi bu çiftçilerin gelir düzeyi bir çırpıda düşecek; pancar tarımının yan ürünleri sayesinde besicilik yapan çok sayıda besi işletmesi de bu süreçten zarar görecekti. Et ve süt üretimi de düşecekti. Gerçi et ve süt üretimi yine de düşüyor…

Et ve süt konusu Rusya ile ticaretimiz açısından da çok önemli. Türk ürünlerinden bazılarının ülkeye girişi artık mümkün olsa da lokomotif ürün dediğimiz bazı mallarımızı hala Ruslara satamıyoruz. Türk mallarına boykotun kalkması konusundaki görüşmelerde Rus et ve süt ürünlerinin Türkiye’ye serbestçe girebilmesi Rusların önemli taleplerinden biri.

Tasarıda dikkat ve tepki çeken hususların başında nişasta bazlı şeker (NBŞ) formları geliyordu. NBŞ dedikleri glikoz formlarının serbestçe ithal edilmesi, bunca yoksulluk varken, yüksek kalitesine ve sağlıklı olmasına rağmen pancar şekerinin rekabet gücünü yok edecekti. Onca yatırım, 90 yıllık tecrübe; geleceği belirsiz bir akıbete doğru terk edilecek; nispeten pahalıya mal edilen pancar şekeri, nişasta bazlı şekerle rekabet edemeyecek; sağlıklı ama pahalı olanı değil, sağlıksızlığı her yerde bilinen ama ucuza ithal edilen NBŞ’leri tüketecektik.

Tabi yüzbinlerce çiftçiye feci halde dokunacak olan bu düzenlemenin, referandum sürecine giden Türkiye’de uygulanabilirliği yoktu. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü de kamuoyundan gelen tepkiler üzerine taslaktan şekerle ilgili düzenlemeleri çıkardıklarını ve başka bir tarihte, başka bir yerde aynı düzenlemeleri tekrar gündeme alacaklarını hiç çekinmeden söyledi. Yani şöyle dedi; NBŞ’ler illa ki ülkeye serbestçe girecek; illa ki o şeker pancarı denen şey, bu ülkede bitirilecek…

Hayırlısı diyelim.

“Eh! Bunda ne var? Ucuz ürün pahalı olanı piyasadan kovalar. Gayet normal!” diyebilirsiniz. Ama şunu sormakta yarar var; acaba bizim meselemiz pancar şekeri midir, yoksa asıl meselemiz şeker pancarı mıdır?

Bu soruyu cevaplamak için bin dereden su getirmeye niyetlenmiştik ki, onca uğraşana kadar hazır cevaplamış olan birilerini bulabilir miyim diye etrafa bakındık. Nihayet meslek hayatını Şeker Şirketi’nde başlayıp bitirmiş bir uzman olan Sadettin Someren ve yine çalışma hayatını şeker ve yağ üzerinde çalışan birçok üretici birliğinin kuruluşunda ve yönetiminde görev almış Aziz Oral’a ulaştık. Bu iki memleket aşığı bürokrat ömürleri boyunca şeker, yağ ve un kavramlarının tahayyül edebileceğiniz her yönüyle ilgilenerek yaşamış; dünya görüşlerini bu üç hayati ürün üzerinde şekillendirmişler. Şimdi röportajı okurken göreceksiniz; memleket sevgisi de bu iki insanın dimağında bu ürünlerin gösterdiği ve öğrettiği şekliyle yerleşmiş…

Şeker Şirketi ne üretir?

Önce teknik anlamda Şeker Şirketi’nin neler üretebildiğini sıralayalım. Pancar bitkisi ortalama %13 ila %20 oranında sakaroz içerir ve insan gıdası olarak şeker üretimine yarar. Sakaroz yüksek enerji içeren bir gıda maddesidir ve birçok ikincil gıda ürününün yapımında kullanılır.

Melas ve küspe şeker pancarının işlenmesiyle elde edilen ve besicilikte kullanılan yan ürünlerdir. Bu yan ürünler yem rasyonlarında ihtiyaç duyulan lifli besin maddelerini üretmede çok önemlidir. Bitkinin yaprakları da hayvancılıkta kaba yem olarak kullanılır. Bazı besiciler, sürülerini yeni hasat edilmiş şeker pancarı tarlalarında kalan küçük yumrular için de otlatır. Pancarın yaprakları silaj yapımında kullanılır. Yapraklar mükemmel bir protein kaynağıdır. A vitamini ve karbonhidrat açısından da zengindir. Şeker pancarı posası silajı küçükbaşlar için alfalfa haylajı ve mısır silajı ile denk kabul edilir; ancak sığır besiciliği için uygunluk konusunda alfalfa haylajı ve mısır silajından sonra gelir. Şeker pancarı posası (küspesi); melas, yaş yonca, silaj mısırı karışımı ile silaj yapılır. Bu silaj özellikle süt hayvancılığı için değerli bir yemdir.

Şeker pancarından elde edilen yan ürünler alkol, eczacılık, kozmetik ve maya endüstrisinde kullanılır. Ayrıca işleme sürecinden çıkan atık kireç, fosfor ve potasyum açısından çok zengindir ve bitki besleme ürünü olarak kullanılır. Atık kireç, toprak pH’sını düzenlemede de önemli bir araçtır ve toprak ıslah çalışmalarında kullanılır.

Sadettin Someren (solda) ve Aziz Oral

Bir baştan bir başa memleket!

Sadettin Someren ve Aziz Oral, memleketin birçok farklı bölgesinde kimi zaman çok zor fiziki şartlar altında, kimi zaman ağır sorumluluklar üstlenerek çalışma hayatları boyunca görev yapmış iki “Şekerci”… Röportaj sırasında kimi zaman gözleri dolarak, kimi zaman kızgınlıklarını gizleyemeyerek anlattılar. Sohbetimizin temel duygusu sitem oldu ama tecrübe edilmiş bir sistemin üst düzey çalışanları olan ve halk için, vatan için çalışmaya doymamış bu iki insanın ülkeye ve halka olan inancı sapasağlam duruyor!

O yüzden de anlatmak konusunda müthiş bir istekle konuştular. Bize de aktarmak düşüyor…

***

Sadettin Someren’in babası da Turhal Şeker Fabrikası’nda çalışmış. Sadettin Bey’in şeker şirketindeki mesaisi ortaokul çağında başlamış. Yaz tatillerinde taş kırma işçisi, sandıkhane işçiliği, pancar muhasebesi memuru ve tesellüm memurluğu gibi geçici görevler yapmış. Üniversiteyi Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Yetiştirme ve Islahı Bölümünde Şeker Şirketi’nin bursuyla okumuş. 1965 yılında yedek subaylığından döner dönmez de Şeker Şirketi’nde önce çiftlikte, sonra da bölgelerde sırasıyla Bölge Şef Yardımcılığı, Bölge Şefliği, Fabrika Ziraat Müdür Muavinliği ve uzun süre Fabrika Ziraat Müdürlüğü yapmış. Yaklaşık 40 yıl Şeker Şirketi’nde ara vermeden çalışan Sadettin Someren, Burdur Şeker Fabrikası’ndan emekli olmuş. Bu süre içinde 14 kere tayin olarak yurdun hemen her bölgesinde görev yapmış…

Sadettin Someren, kendinden önceki kuşakların at sırtında günlerce evinden uzak çalıştığını ve hemen her defasında bitlenerek eve döndüklerini hatırlatıyor ve görevini yaparken cip kullanma şansı bulabilmiş memurlardan olduğu için kendini şanslı sayıyor… Şekerin ulusal bir dava olduğunu; bir memleket sevdası olduğunu belirten Someren, Şeker Şirketi kurucularının çok sağlam temeller attığını ve şirket bünyesindeki bütün çalışma hayatını disipline ve inanca dayandırdıklarını anlattı…

Aziz Oral ise üniversite öğrencisi iken Ankara Şeker Fabrikası Muhasebe Servisi’nde mevsimlik memur olarak çalışmaya başlamış. Altı yıl çalıştıktan sonra Samsun’da Karadeniz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’nin kuruluşunda Muhasebe Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür olarak 16 yıl görev yapmış. Siyaseten bu görevinden alınıp Giresun Fiskobirlik’te Genel Müdür Müşavirliği yapmış. Daha sonra merkezi Adana’da olan Çukobirlik Genel Müdürlüğü’ne atanmış ve yine bir tayin ile Fiskobirlik’te ve merkezi Edirne’de olan Trakya Birlik’te genel müdür müşavirliklerinde bulunmuş.

Biz, Hal Postası olarak Aziz Bey’i Türk tarımının en önemli segmentlerinden biri olan sebze ve meyve ticaretinin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Halciler Federasyonu’ndaki (TÜRKHAL) genel sekreterlik görevi sırasında tanıdık…

“İş bilmek, inanmak, istemek!”

Hal Postası: Sadettin Bey Şeker Şirketi’nin tarihsel bir önemi var. Çok üretken bir kurum geçmişi var. Teknoloji ihracı da dahil olmak üzere, stratejik açıdan hayati önem taşıyan işler yapmış. Bunun temelinde yatan şey nedir?

Sadettin Someren: “Önce üç temel şarttan bahsetmek isterim. Birincisi, işini iyi bileceksin. Bilgi şart. Sonra inanmaktır. Üstlendiğin görevi başaracağına inanacaksın. Hem kendin olarak, hem çalıştığın ekiple inancın tam olacak ve bu inancı taşıyan ekibine güven duyacaksın. Üçüncüsü ise istek ve azimdir. Yani inandığın ve üstlendiğin davanı hedefe ulaştırmayı isteyeceksin ve buna azmedeceksin! Şirketin tarihini her yerde okursunuz ama ben fırsat olursa kurumun ruhunu da tarif etmeye, şeker şirketinin ülkeye verdiği hizmetlere, ülke ziraatında ve yurttaşların sosyalleşmesinde nasıl etkin olduğuna da değinmek isterim.

Hal Postası: Elbette. Şöyle sorarak başlayalım; şeker Türkiye için ne demektir? Neden önemlidir? Stratejik ürünler arasında sayılan bir üründür, şeker. Sadece Türkiye diye sormuyorum; bir ülke için şeker neden önemlidir?

Sadettin Someren: Şeker deyince akla Şeker Şirketi geleceği için bu sorunuza öncelikle Şeker Şirketi’ni bir nebze anlatmakla başlamak gerekir. Şeker Şirketi öncelikle Türkiye’nin şeker ihtiyacını karşılamak için kurulmuştur. Nitekim Atatürk 1930 yılında Alpullu Şeker Fabrikası’nı ziyaretinde şöyle demiş; “Memleketimizin her müsait mıntıkasında şeker fabrikalarının çoğalması ve bu suretle memleketin şeker ihtiyacının temini mühim hedeflerimiz sırasında tanınmalıdır.”

Bu hedef doğrultusunda 1953 yılına kadar 4 olan fabrika sayısı, 1956 yılına kadar yapılan 11 adet fabrika ile 15’e çıkarılmış; yıllık 120 bin ton olan üretim bir anda 370 bin ila 400 bin tona ulaşmıştır.

Bugün itibarıyla fabrika sayısı 33’tür. Bunların 25’i kamuya aittir, 8 tanesi de özel sektöründür. Doğu Anadolu’nun bir kısmı ile Karadeniz Bölgesi’nin bir kısmı hariç ülkenin her yerinde pancar tarımı yapılır hale gelmiştir.

Bu arada üzüntü veren bir hususa değinmek lazım; 2000 yılına girilirken başlayan ve sonraki yıllarda uygulanan kota sistemi, pancar ekicisi olan çiftçi sayısında % 80’e yaklaşan azalmaya neden oldu. 2014 yılı itibarıyla pancar üreten çiftçi sayısı 125 bine düştü. Keza ekim alanları da çok büyük oranlarda azaldı ve 2 milyon 900 bin dekara kadar geriledi.

Bu durum Türkiye ziraatında kontrollü, bilimsel, sosyal içerikli tarımın git gide yok olması ve neticede ana tarım ürünlerinde ve hayvancılıkta üretimin azalmasına sebep oldu. Bu da tabi, bu temel ürünler konusunda dışarıya muhtaç bir ülke durumuna gelmemize neden oldu.

“Kendine yeter olmak”

Şeker sanayii, çalışma prensipleri açısından aslında Türkiye’nin kendi kendine yetme ve modern tarıma ulaşma projesidir. Biz hala hükümetlerin bu projeyi bir “Milli Tarım Politikası” olarak benimseyip uygulaması gerektiğine inanırız. Üzerinde ısrarla durulması ve kesintisiz biçimde uygulanması gereken bir projeydi bu. Hangi akıl ve amaçla bu çalışmaları durdurdular, anlaşılır gibi değil…

Bakın kırmızı et üretimi de pancara bağımlı bir süreçtir. Bu proje, memleketin kırmızı et ihtiyacını da giderebilen bir çalışmaydı. Bu amaçla “Sözleşmeli Besicilik Projesi” adı altında başlayan çalışmalar Et Balık Kurumu ve Ziraat Bankası ile birlikte başarıyla yürütülmüştü.  Besicilerle sözleşme yaparak, üreticinin istenen evsafta kaç besi hayvanı bağlayacağını, ziraat mühendisleri ve veterinerler tespit ediyordu. Bu mühendis ve veterinerlerin kontrolünde belirtilen süre içinde, uzmanlarca hazırlanmış yem rasyonuyla beslenen hayvanlar, yine belirlenen süre sonunda Et Balık Kurumu tarafından satın alınıyordu. Hayvanların bedeli Ziraat Bankası tarafından çiftçiye ödeniyordu. Memleket sathına yayılmış bu organizasyon; bütün projenin koordinasyonu Şeker Şirketi’nin Besi Bölge Şeflikleri tarafından yürütülüyordu. Besi Bölge Şefliklerinin başarılı çalışmaları bir anda kesildi.

Şeker Şirketi ayrıca, yine pancar gibi sözleşmeli olarak “Yağlı Tohum Projesi” kapsamında yüzbinlerce dönüm ayçiçeği ve soya gibi ürünlerin ekimini, bakımını ve hasadını yaptırarak, kendi iştiraki olan MERAY gibi yağlı tohum işleme fabrikalarında yağ elde ederek piyasaya sürdü ve ülke olarak yağ açığımızı giderdi.

Şeker Şirketi, bünyesindeki Pancar Ekicileri Kooperatifleri vasıtasıyla Türkiye çapında çiftçilerinin gübre, zirai ilaç, traktör, ziraat aletleri ve makinaları gibi ihtiyaçlarını da karşılar. Şeker Şirketi, çiftçinin bu girdileri temin etmedeki finans sıkıntısını gidermek için de sermayesinin %80’i pancar çiftçisine ait olan Şekerbank’ın kuruluşunu organize etmiş ve Şekerbank vasıtasıyla üreticiye finansman imkanları yaratmıştır.

Öte yandan yine Şeker Şirketi “Pancar Motor” tesislerini kurmuş ve sulama işleminde üreticinin ihtiyaç duyduğu motopompları ürettirmiştir. Sulama suyu bulunmayan pancar ekim alanlarında sathi ve derin kuyu pompaları kurmak için sondaj çalışmaları yaptı, mesela. Böylece yüzbinlerce dönüm araziyi sulanabilir hale getirdi.

Şimdi bu anlattıklarıma baktığınız zaman şu tabloyu görürsünüz; Şeker Şirketi, pancar çiftçisinin dışa bağımlı olmasını önlemek için ihtiyaç duyulan her şeyi kendisi üretmiş, oluşturmuş, her türlü çalışmayı ve organizasyonu yapmıştır.

Bütün bunları Şeker Şirketinin sadece şeker üretmek için kurulmadığını, memleketin genel ziraatında, sosyal yaşantısında ve ekonomisinde, hayvancılığında nasıl bir yeri olduğunu belirtmek için anlattım. Çiftçisine verdiği önemli miktarda sıfır faizli krediyi –ki bu kredi pancar bedeline mahsup edilerek tahsil edilir– teslim edilen pancar miktarına göre yine bedelsiz olarak verdiği, çok değerli bir hayvan yemi olan yaş küspeyi de hesaba katarsanız nasıl bir politika izlendiğini anlamak daha kolaylaşır.

“Bu mudur?!?”

Şimdi bütün bu çalışmaları kısıtlamak veya tamamen ortadan kaldırmak hangi amaca hizmet eder? Bu hizmetlerden istifade eden çiftçi sayısı %80 oranında azalmış zaten! Bu mudur vatanseverlik? Bu mu Türk çiftçisini kalkındırmak? Önümüzde 90 yıldır uygulaması yapılan ve tartışmasız başarıya ulaşmış bir model varken bu modeli yok etmeye çalışmak niye?

1930’larda yurdumuzun ekonomik ve sınai durumunu hepimiz biliyoruz. Neredeyse hiç sanayi yok; tarımsal üretim tamamen kas gücüne dayalı işliyor ve iş gücünü de onlarca yıl boyunca çok geniş coğrafyalarda devam eden savaşlarda yıpratmış bir ülke. Eğitim görmüş yetişmiş insanlar bile savaşlarda kaybedilmiş. Zor dönemlerdi. İşte Şeker Şirketi, böyle bir ortamda önce gıda üretimi için, şeker üretimi için kuruldu.

“Mesele hiçbir zaman sadece şeker değildi!”

Ama bir şey söyleyeyim mi; mesele hiç bir zaman sadece şeker üretiminden ibaret olmadı. Benim mezuniyet tezim de bu konu hakkındaydı. Başlığı şuydu: “Amasya Şeker Fabrikası Bölgesinde Şeker Pancarı Ziraatının Zirai, İktisadi ve İçtimai Etkileri”. Şeker pancarının şeker hammaddesi olmasının yanında en az o kadar önemli başka faydaları da var. Birincisi gene üretime yöneliktir; besicilik sektörünün önünü açar. Hayvancılıkta kaba yem ihtiyacını ve hayvancılıkta ihtiyaç duyacağınız birçok girdiyi temin etmenizi sağlar. Kaba yem, biliyorsunuz, bugün hayvancılığımızın en önemli sorunudur! Şeker Şirketi gittiği her yere hayvancılığı da götürmüştür; zaten hayvancılık yapılabilen bölgelere gittiğinde de hayvancılığı artık iptidai yöntemlerle yapılan bir uğraş olmaktan çıkarıp, gerçek bir sektör konumuna taşımıştır.

“Tek ve büyük bir ulusal üretim organizasyonu”

Bakın ülkemizde bugün artık bazıları kapatılmış olan hayati önemde iş görmüş kurumlarımız vardı. Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, birçok ürün için kurulmuş bulunan ve çoğu hala faaliyetine devam eden tarımla ilgili kooperatifler; Şeker Şirketi ile beraber, aslında tek ve büyük bir ulusal üretim organizasyonunun parçasıydılar. Matbaasından, sigortacılık işletmesine kadar her işi kendi bünyesinde yapabilen dev bir yapıydı bu. Halkın kuruluşlarıydı. Birer birer yok edildiler. Şimdi mevzuatla oynayıp, şekeri toptan bitirmek istiyorlar. Allah göstermesin, hiç arzu etmiyoruz ama şeker biterse, peşinden nelerin biteceğini, hangi ulusal değerlerimizi kaybedeceğimizi de göreceğiz…

“Sosyo-kültürel etkisi büyük oldu”

Öte yandan geçmişte her yıl köylerimizden getirdiğimiz 10–15 yaşlarındaki çiftçi çocuklarını fabrikalarımızda barındırmak, giydirmek ve iaşesini sağlamak suretiyle okulların tatil döneminde ana hatlarıyla ve ilk sırada şeker pancarı olmak üzere tüm zirai bilgilerle donatmak, onların çağdaş yaşamın içine girmelerini sağlamak amacıyla sinema, tiyatro, spor gibi alanlarda eğitmek gibi çalışmalarımız vardı. Belki basit gibi görünebilir ancak o köy çocuklarına masada, birlikte çatal ve bıçak kullanarak yemek yeme, diş fırçalama, pijama giyme alışkanlığı vermek küçümsenecek olaylar değildir. Bu çocuklar eğitimlerinin sonunda köylerine gittiklerinde birer “önder çiftçi” olma niteliği kazanmış olarak köyde de örnek oluyorlardı. İşte pancar budur…

Pancar sevgidir. Güvendir. Çalışkanlıktır. Vatan sevgisidir. Kardeşliktir. Konuşarak anlaşmadır. Doğru olanda birleşmektir. Şimdi istediğimiz de ihtiyacımız olan da bu değil mi?

Öyleyse neden pancarı kısıtlıyoruz? Neden pancar çiftçisi azalıyor? Bırakın ufak hesapları! Kişilerin veya şu, bu kuruluşun menfaatleri değil; milyonlarca Türk insanının menfaati öne geçsin!

Bu sosyal faydalar, tesislerin bulunduğu ilde esnafa ve kent halkına da hem ekonomik olarak hem de sosyal açıdan elbette yansıyordu. Yani şeker pancarıyla başlayan o süreç, bölge halkının refahını arttıran çok kıymetli bir katma değer etkisi yapıyordu. Bu tarihsel etkilerin değerini ölçemezsiniz. Öyle bir ölçü aletimiz, yöntemimiz yok.

Kurum olarak başka devlet kuruluşlarıyla da her zaman ortak projelerin yürütülmesi, işbirlikleri için dirsek temaslarımız olmuştur. Bazı devlet projeleri –ki bunlar genellikle ulusal çapta ihtiyaçlara yönelik devasa projelerdir– iki veya daha çok kuruluşun işbirliği ile yürütülmüştür.

Pancar bir münavebe bitkisidir. Yani bir yıl pancar yetiştirdikten sonra aynı toprağa ancak dördüncü yılda tekrar ekilmelidir. Bu bilimsel bir zorunluluktur. Genelde pancardan sonra buğday ekimi uygun görülür. Zira o yıl buğday veriminde, sadece pancardan sonra ekildiği için ortalama %25 gibi bir artış elde edilir. Buğdaydan sonra münavebede sıra ayçiçeğine gelir ve bir sonraki yıl tekrar pancara dönülür. Pancar tarımı beraberinde bilinçli çalışmayı, mekanizasyonu, zirai mücadeleyi getirir. Tohum yatağı hazırlanmasından sulamasına kadar üreticiyi bilinçlendirir. Ziraat mühendisleriyle üretici her an yan yanadır. Bu küçümsenecek, bir kenara konacak bir olgu değildir.

Pancar ekimi yapılacak arazinin topoğraflar tarafından ölçekli haritaları yapılır ve köy arazisi mümkün olduğu kadar ana hudutlarla 4 eşit parçaya ayrılır. Her sene bu kısımlardan birinde pancar ekimi yapılır. İşleyiş, bu derece kontrol altındadır. Ne miktarda ekim yapacağınız, ne miktarda ürün alacağınız, bunların hepsi planlı ve programlıdır. Pancar ekilen alanlarda haşere ve yabani otlar, şirketin ziraat mühendisleri tarafından kontrol altında tutulur ve mücadelesi zamanında yapılır.

Bu bir sistemdir. Önemli olan da budur. Bu sistemi tüm yurtta ve tüm ürünlerde uygulamak mümkün. O zaman tüm ürünlerde kendimize yeteriz. Hatta ihraç ederiz! En azından ithal etmeyiz!

Şeker pancarı budur. Şeker pancarı bu nedenle kalkınmada hayati önem taşıyan bir üründür. Bunun sanayisini de tesis edebildiğinizde birçok ihtiyacınızı giderme şansı buluyorsunuz.

Bugün pancar yetiştiriciliği ve pancara dayalı sanayimizde bazı farklı uygulamalar oluyor. Ama biz eski bir Şeker Şirketi çalışanı olarak şöyle düşünüyoruz; bu tecrübe bizim tecrübemiz. Bu işleri bizler yaptık. Teşkilatlandırdık, ürettik, yetiştirdik, işledik, organize ettik, depoladık, paketledik, sattık, teknolojisini yarattık, uyguladık, ihraç ettik… Bunları biz yaptık. Bu ülkenin insanı yaptı. Bu bizim gelecek için umudumuzu koruyor.

Hal Postası: Şimdi biliyorsunuz şekerle ilgili mevzuatta bazı değişiklikler getirmek istendi. Aslında piyasadaki kotaların kaldırılması anlamına gelecek olan, yeniden bir “şeker” tanımı yapıldı taslakta. Bazı ilgili maddeler şeker tanımı kapsamı dışında kalacağı için de öbür tarafta kotayla sınırlandırma yapan düzenlemeler kadük hale geliyordu. Böyle bir düzenleme getirilirse ne olacak? Kamış şekeri veya mısır şurubu gibi maddeler serbestçe ithal edilebilecek. Burada tabi rekabet içindeki ürünlerin maliyetleri ve fiyatlarını da düşünmek lazım. Deniyor ki mesela pancar şekerinin maliyet bedeli 2,5 liradır. Karşısında diğer hammaddelerle üretilmiş şekerin fiyatı 1 liradır. Pazarda bu tablo var ama pancar şekerinin Türk halkı için ederi, değeri nedir, bunu nasıl hesaplamak lazım? Böyle bir karşılaştırma yapmak soruları cevaplamaya yeter mi?

Sadettin Someren: Evet… Bir defa, pancarın her şeyi değerlidir. Sadece üretilen şeker değil. Atıklarından küspe yapılır. Melas yapılır. Melas kimya sanayiinde kullanılır. Nişasta şekeri şu kadar, pancar şekeri bu kadar gibi basite indirgenmiş hesaplarla yürütülecek bir konu değildir. Bu, bilerek tartışmaya açılan bir konudur. Bir politikadır.

“İndirgemeci argümanlarla gerçeklerden uzaklaştırılıyoruz”

Bugün ‘anlaşmalı besi çiftlikleri kuracağız’ deniyor. Neden deniyor? Çünkü besicilik konusunda büyük bir açık var. Et çok pahalı ve halkın et tüketme ihtiyacını gideremiyorsunuz. Bu tür 1,5 lira, 2,5 lira gibi bir çerçeveden yürürseniz, böyle basite indirgenmiş bir tartışmaya girerseniz bu milletin asıl gerçeklerinden uzaklaşmış olursunuz. Buğdayı ithal ediyoruz. Samanı ithal ediyoruz. Bir zamanlar Gümrük Birliği denen şeye girerken göbek atarak sevinç duyuyorlardı. Ne oldu? Bugün onların acısını çekmeye devam ediyoruz. Pancar şekerinde dünyanın 6. veya 7. ülkesiydik, dışardan şeker ithal ediyoruz. Biz şekeri depolayacak ambar ararken, Gümrük Birliği yüzünden yılda 50 bin ton şeker ithal etmek zorunda kaldık.

Hal Postası: Bu aynı kapitülasyon gibi bir şey, değil mi!

Sadettin Someren: Aynen öyledir! Kapitülasyondur. Şimdi anlaşmalı besi çiftlikleri dediğiniz şey; Şeker Şirketi’nin zaten yapıp durduğu şeydir! Peki, bunları neden kapattınız madem? Bugün anlaşmalı besi çiftlikleri kurmaktan bahsedecektiysek neden satıldı? Neden kapatıldı?

Bugün Trakya’da 27 bin dönüm arazide fevkalade çalışan bir çiftlik tesisimiz bilerek, kasıtla zarar gösterilmek suretiyle belirli amaçlar doğrultusunda zemin hazırlandı. Bunlar çok acı şeyler. Çok da fazla bu minvalde konuşmak istemiyorum, bana çok büyük üzüntü veren şeyler bunar. Bu memleketin sevdalısıyız. Belki yaşlandıkça daha duygusal olabiliyoruz. O kadar söyleyeyim…

Şirket bünyesindeki bu tip tesisler üzerinde bazı tasarruflar planlanırken öncelikle memlekete verdiği katma değer göz önüne alınmalı, devlet tarafından şimdi yapıldığı gibi desteklenmelidir. Yoksa basit anlamda kar–zarar hesabı yapılmamalıdır. Esasen yönetimi de ehil ve liyakat sahibi kimselere bırakılmalıdır. Bu tesislere siyasi müdahaleler yapılmazsa zarar da etmezler.

“Un, şeker, yağ ve bağımsızlık!”

Aziz Oral: Şimdi bakınız, belki başka yerde duymadığınız bir şey söyleyerek başlayacağım. Bağımsız bir devletin, ‘devlet’ olabilmesinin gereklerinden biri, “üç beyaz” diye tabir edilen gıda maddelerinin mutlak surette ve satın alınabilir fiyatlarla temin edilmesidir. Bunlar un, şeker ve yağdır.

Bakın 1926 yılında un, şeker ve yağ üretimi için kollar sıvandığı zaman şunu görüyorlar; köylü buğdayı serpmeyi biliyor. Değirmende de öğüttüğü zaman un elde edebiliyor. Ama sanayi işlemesi isteyen şeker ve yağ, üretim aşamaları devlet tarafından organize edilmesi gereken ürünler olarak belirleniyor. Şeker Şirketi pancar üretimiyle işin ilk adımını atıyor. Münavebe süreciyle yağ konusu da yoluna koyuluyor. Gene buğday da pancarın ekildiği yılın ertesi yılı ekilmesi tavsiye edilen bir ürün. Birkaç yıl içinde bu üç ürünü ihraç edebilecek miktarlarda üretme kabiliyeti kazanıyoruz milletçe. Bugün bir türlü gerçekleştirilemeyen üretim planlamasını şeker şirketi yıllar önce ve tüm yokluklara rağmen gerçekleştiriyor. Hatta Sadettin Bey’in dediği gibi işin teknolojisini bile ihraç ettik. Kazakistan’da, Rusya’da, Azerbaycan’da, Gürcistan’da Türk Şeker Şirketi’nin mühendislerinin, uzmanlarının tecrübesiyle, gittik şeker fabrikaları kurduk. Bunların makinelerini de biz üretip, ihraç ettik. Çok büyük, milli bir kurumdur Şeker Şirketi.

Hal Postası: İngilizlerin Doğu Hindistan Şirketi’ni hatırlatıyor biraz.

Aziz Oral: Evet ama Şeker Şirketi özel girişim değildir. Doğu Hindistan Şirketi özel bir şirketti ve insani sicili de son derece karanlık ve tartışmalıdır. Şeker Şirketi tamamen devlete ait, bu millete ait, sicili tertemiz bir kuruluştur ve bu topraklarda yaşayan halk için ancak ve ancak fayda ve refah üretmiştir.

1926’da Alpullu Şeker Fabrikası açılıyor ve sonrasında yurdun her yerine birçok fabrika kuruluyor. Daha sonraları pancar ekicileri Pancar İstihsal Kooperatifleri’ni, bu kooperatifler de “Pankobirlik”i kuruyor. Şeker Şirketi Pankobirlik’in iştiraki ile Amasya, Kayseri, Konya, Kütahya ve Adapazarı Şeker Fabrikalarını Anonim Şirket olarak kuruyor.

“Şeker Şirketi: üretim zincirinin en güçlü halkası!”

Ankara Şeker Fabrikası arazisinde kurulan Ankara Makina Fabrikası, Turhal Makina Fabrikası, Erzincan Makina Fabrikası; şeker fabrikalarının ihtiyaç duyduğu makineleri üreten fabrikalardı. Bunların şöyle bir özelliği de vardı; bu fabrikalar, savaş hali gibi özel şartlarda birkaç gün gibi çok kısa bir süre içinde savaş malzemesi üretebilecek şekle sokulabiliyordu. Yani sizin şeker fabrikalarında ihtiyaç duyulan makine ve teçhizatı üretmek için kurduğunuz fabrikada, ihtiyaç duyduğunuzda silah üretebiliyordunuz.

“Şeker Şirketi, devasa bir sistemin odağındadır”

O gün bunları kurgulayan insanlarımız, en kötü ihtimallere en iyi şekilde hazır olmanın gereğini biliyor; bu bilinci taşıyorlarmış. Yani mesele sadece şeker üretimi meselesi değil. Şeker Şirketi, zincirleme bir sistemin odak noktasında bulunan bir kuruluştur. Yağ üretimi, buğday ve un üretimi, besicilik, bunlara bağlı yan ürünler, ağır makinelerin ve teçhizatın üretimi, buralarda istihdam olan insanlar, bunların sosyal ve ekonomik ilişkileri; bu bir zincirdir. Tek bir halkasının kopması demek, birbirine bağlı yürütülen bu üretim süreçlerinin, domino taşları gibi birbirini devirmesiyle, zarar görmesi anlamına gelir. Türkiye’de “Tek düzen muhasebe sistemi” ilk olarak Türkşeker’de uygulanmıştır.

“Şeker pancarı bu ülkenin tarihidir! Milli bir davadır!”

Buradan, şu anlayışa dikkat çekmek istiyorum. Mesele pancar şekeri meselesi değildir. Bizim meselemiz şeker pancarıdır.

Pancar şekeri, sadece şeker pancarı tarımından elde edilen sayısız faydalı üründen bir tanesidir. Başka bir deyişle şeker pancarı, pancar şekerini de kapsayan sayısız değeri, sayısız anlamı içinde taşır. Pancar şekeri ticari bir metadır. Ama şeker pancarı bu ülkenin tarihidir, kültürüdür, geleceğidir; şeker pancarı milli bir davadır!

Pancar şekeri emsallerinden çok daha sağlıklı bir gıda maddesidir. Şeker pancarıysa şeker, et, süt, süt ürünleri, yağ, un demektir ve hayvancılığımız için kaba yem, silaj ve haylajdır; kimya sanayiimiz için hammaddedir.

Pancar şekeri depolayabildiğiniz bir emtiadır. Ama şeker pancarı yukarda saydığımız ekonomik değerler olmanın yanı sıra, sosyal ve kültürel bir değerdir. Ulusal varlığımızdır.

“Kurumlar zarar ediyor” söylemi indirgemecidir!

Sadettin Someren: Şimdi özelleştirme kapsamına alınan veya kapatılan fabrikalar oldu. Bunlardan bazıları gerçekten kuruluşlarında da yanlış yapılmış tesislerdi. İşte Adapazarı fabrikası, Çarşamba fabrikası falan bunlar biraz siyasi kararların etkisiyle kurulmuş fabrikalardı. Bana göre kapanmaları doğru olmuştur. Ama bunu söylerken fizibilite açısından bakarak söylüyorum. Yoksa şeker sanayiini kaybedemezsiniz. Siz ülkedeki bütün bir şeker sanayiini topyekûn zarar ediyor falan gibi basite indirgenmiş bakış açılarıyla tasfiye yoluna giderseniz, bunun bedeli bu halk için çok ağır olur. Bu fabrikalarımız, vazgeçilmesi mümkün olmayan fabrikalardır. Bunların kapanmasını bırakın, üretim kapasitelerinin daraltılması demek, ona bağlı olarak pancar çiftçisinin kazancının kısılması demektir. Bir devlet teşekkülü ile çiftçinin doğrudan münasebetinin zedelenmesi demektir. Güven ilişkisinin zedelenmesi demektir. Yan ürünlerin üretiminin kısılması demektir. Besiciliğin azalması demektir.

“Dayatmalar yabancı sermayeye hizmet ediyor!”

Neresinden bakarsanız bakın, bir nişasta bazlı şekeri, üç beş kuruş maliyet üzerinden, bilinçli olarak aldatmaya dayalı tezlerle tartışmaya başlamanızın ortaya çıkaracağı maliyetler, bu millete çok daha yüksek maliyetler getiriyor. Bu dayatmalar, yabancı sermayeli NBŞ şirketlerinin çıkarları dışında hiç kimseye hizmet etmiyor. Yazıktır, günahtır.

Devletin şirketi karadelik olur mu?

Aziz Oral: Özelleştirme tartışmaları kapsamında işletmelerin zarar etmesinden bahsedildiğinde içim cız ediyor. Bu konuda çok yıpratıcı tecrübelerimiz oldu. Yıllar önce Şeker Şirketi’nce organize edilen Karadeniz Birlik’in kurulması işinde muhasebe müdürü olarak görev aldım. Kuruluşundan sonra da ikinci genel müdürü ben oldum. O dönemin siyasileri ile hazine bürokratları birliklerin genel müdürleriyle bir toplantı yaptı. Orada müsteşar bir beyefendi şöyle bir çıkış yaptı; efendim, “Yağın üstünde oturuyorsunuz! Neden satmıyorsunuz! Zarar edip duruyorsunuz, kara delik oldunuz! Yağları satın, tümünü elden çıkarın! Size altı aylık bir çek vereyim, verin malları!” gibi…

“Birlik niye zarar etsin ki?!”

Ben de söz alıp şunları söyledim; “Sayın müsteşarım, bizim birliğimiz neden zarar etsin ki? Birlik neden zarar etsin?! Üç tane fabrika çalıştırıyorum, 70 bin ortağım var, 70 bin ton yağlı tohum almışım, 400 insan çalıştırıyorum; birlik ürettiği malı bilir, maliyetini bilir, pazarını bilir, gereği gibi fiyatlandırır ve satar! Birlik ne demeye zarar etsin, böyle bir ihtimal yok!”

Özelleştirme tezgâhı!

Böyle cevapladım! Ama devlet ne yapıyor; önce diyor ki ‘ayçiçeğini şu paraya satın alacaksın!’ Sonra ithalatın önünü açacak şekilde kotaları kaldırıyor, gümrük vergilerini indiriyor; sizin elinizdeki yağın bütün rekabet avantajlarını ortadan kaldırıyor. Stokların tamamı kredi veren bankaya rehinli, yani çekle, vadeyle satamazsınız. Ya peşin para, ya da teminat mektubu vereceksiniz! Var mı böyle bir ticaret? Yerli yağın kilosu 5 lira, ithal yağın kilosu 3 lira. Bunu yaparken de devlet birlikle sözleşme yapıyor. Diyor ki, “Sen de yağı 3 liraya satacaksın, ben aradaki farkı görev zararı olarak karşılayacağım!” diyor. Ancak Kararname’de hüküm bulunmasına rağmen, görev zararları gelecek yılın bütçesine konmayıp birliklerin hesabında bırakılıyor. Yani devlet verdiği sözü tutmuyor ve görev zararını ödemiyor! Banka da bunlara faizi bindirince borçlar büyüyor. Sonra bunlar birliğin zararı oluyor! Güzide kuruluşlara “karadelik” denip yazık ediliyor. Bizim yıllarca köy, köy dolaşıp kurduğumuz kooperatifler, yağlı tohum üretimine kattığımız bölgeler tek tek gözden çıkarılıp kooperatifler birleştiriliyor, sonra da kapatılıyor. Üreticilerin ve ülkenin geleceği hiç düşünülmüyor. Yazık oluyor. Destekleme yöntemi dünyanın her yerinde uygulanan bir yöntemdir. Bir çeşit tarım sübvansiyonudur, yerli üreticiyi korumaya yönelik bir tedbirdir. Bugün Amerika Birleşik devletleri başta dünyanın bütün ülkelerinde uygulanır.

“Fındığın sahibi Ferrero olmuş!”

Bakın; üretim koşulları, iklim ve lojistik gibi etkenler nedeniyle doğu illerimizdeki fabrikaların şeker üretim maliyetleri nispeten yüksektir. Orta Anadolu’da ve batı illerinde alım kampanyası süresi daha uzun olduğu için buralarda maliyetler daha düşüktür. Ama işte şekerle ilgili mesele sadece şeker üretmek olmadığı için; konuştuğumuz sayısız sosyo-ekonomik faydalar üretebildiği için bunun hesabı bugün tartıştıkları gibi üç kuruş, beş kuruş hesabıyla yapılmamış; o tesisler on yıllar boyu memleket insanına hizmet etmiş. Doğusuna da, batısına da… Çiftçilik öğretmiş, besicilik, hayvancılık öğretmiş. Şimdi bunları tartışıyoruz; nedir, maliyet 2 lira, devlet diyor ki “Hayır şekeri 1,5 liraya satacaksınız.” Aradaki görev zararını da üstleniyor devlet. Ama hazine bu açıkları kurumların üstüne bırakacak şekilde davrandı, görev zararlarını ödemedi. Ödemeyince bu açıklar ertesi yıl mürekkep faizlerle katlanarak büyüdü. Bugün fındıkta gelinen son noktada, aklımıza Fiskobirlik geliyor. Bitirilmiş bir kurum daha! Ve artık ülkemizde fındığın sahibi yok. Fındığın sahibi Ferrero1 olmuş, üreticimizi oynatıyor! Reva mıdır!…

“Yabancı sermaye kazansın diye!”

Türkiye’de zarar edip özelleştirildiğini, satıldığını bildiğiniz pek çok devlet iştirakinde aynı şey oldu; ne oldu? Devlet taahhüt ettiği görev zararını karşılamadı! Sözleşme gereği yapması gereken ödemeleri yapmadı. Kendi taahhüdünü yerine getirmedi. Böylece o kuruluşun bilançosunda o kayıplar şirket zararı, kurum zararı gibi göründü. Neden? Yurtdışındaki çiftçi kazansın, yabancı sermayeli çok uluslu şirketler kazansın diye. Yoksa birlikler, kooperatifler falan neden zarar etsin! Bazı birliklerde siyasilerin baskıları ile personel fazlası olmuştur, doğuda kurulan fabrikalarda istihdam sebebi ile aynı yola başvurulmuş olabilir. Bunları rehabilite etmek yerine kapatılması çok kötü oldu. Biz o dönemde 8,10 kişinin yapacağı işi yıllar boyu 3 personelle yürüttük, sırf tasarruf edilebilsin diye… O emeklere, o hassasiyete, o çabalarımıza çok yazık… Şimdi bizim o dönemde yöneticiyken depo ve kantar tesisleri kurulması için satın aldığımız paha biçilmez arsaları satıp maaş ödüyorlar, ne yazık ki…

Hal Postası: Uluslararası şirketlerin devletlerarasındaki ilişkilere belki tarihte hiç olmadığı kadar müdahil olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bize göre bu şeker meselesinde de çokuluslu yabancı kartellerin, tröstlerin etkisi var. Bu şirketler zaten birleştikçe birleştiler ve çok büyüdüler. Bugün ‘Üretim Reform Paketi Yasa Tasarısı’ tartışılıyor. Asıl olay bu. Ne diyordu tasarı? Diyordu ki, ‘bütün glikoz formlarını şeker tanımının dışına çıkarıyorum’ diyor. Böyle dediğiniz zaman birincisi glikoz formlarının tümünü kotaya konu etmeniz imkansız hale geliyor. Yani ithalat ve üretim düzenlemeleriyle hiç uğraşmadan; şu kadar ithal edilebilir, bu kadar üretilebilir gibi kısıtlamaları otomatikman ortadan kaldırıyorsunuz. İkincisi Şeker Kurumu şeker tanımı içinde sayılan bütün ürünlerin her türlü denetimini yapıyor. Siz glikoz formlarını şeker tanımı dışına çıkarırsanız; glikoz formlarının tamamını Şeker Kurumu’nun denetleme yetkisi kapsamından da çıkarmış oluyorsunuz. Yani bu tasarı yasalaşacak olursa, örneğin Amerikalı bir glikoz şirketi hem gümrük kısıtlamalarından kurtulacak, hem her türlü denetimden muaf hale gelecek, hem hiçbir rekabet direnci görmeyeceği yeni bir pazar kazanmış olacak, hem de glikoz hammaddesiyle üretilen başka ürünler üzerinden akıllara zarar karlılıklar yakalayabilecek. Bir taşla kaç kuş oldu sayabildiniz mi?

Aziz Oral: Bakınız, 1974’te şekerde sıkıntı yaşandı, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında döviz kıtlığı yaşandı; yağ ithal edemedik ülke olarak. Türk halkı yağ bulamıyordu. Yaşayanlar bilir, istifçilik başlamıştı, ayçiçeği yağı ve margarin karaborsada satılırdı. Biz o dönemde 75, 76 hatta 78’e kadar yaşandı; halka 18 kiloluk tenekeleri delerek, birer litre Ayçiçeği yağını sabahın erken saatlerinde kuyruklara girmiş halkımıza dağıttık. Aynı yıl Karadeniz Birlik kuruldu ve başka birliklerle beraber destekleme alımlarına başladı. Bakın bu sıkıntılar yaşandıktan sonra, 1978’de birlik kuruldu ve aynı yılın üretim sezonu sonunda o yıl 4 bin ton yağlı tohum üretildi ve Merzifon fabrikasına teslim edildi. Trakya’da zaten fabrikalarımız coştu! 1980’de ithalat olmadığı halde, bu kadar kısa bir süre içinde, ülkede yağ sıkıntısı kalmadı.

“Hiçbir şekilde kabul edilemez”

Pankobirlik Genel Müdürü çok net şekilde açıkladı; diyor ki, “bu girişim pancar çiftçisi tarafından hiç bir şekilde kabul edilemez.” Aynı açıklamada Sayın Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı’nın sözlerine de atıfta bulunarak Bakanlığın bu sürece müsaade etmeyeceğini düşündüklerini, hükümetin de bu tasarıyı bu haliyle onaylamayacağına inandıklarını bildirdi. Torku markasının geldiği nokta ortada; bugün artık sıvı pancar şekeri2 üretebilen bilimsel altyapısıyla bu kuruluş, 1,5 milyon çiftçi ortağının mahvolmasına müsaade etmeyecektir diye umuyoruz.

Hal Postası: Sadettin Bey, Aziz Bey; Hal Postası’na zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Şeker konusu ülke tarihi gibi bir konu. Bizi aydınlattınız. Bu tartışmaları takip etmeye devam edeceğiz. Umarız, milli bir dava olarak başlayan ve bu halk için hala çok hayati değerler üreten şeker sanayimiz, ithalat baskısı karşısında yenik düşmez. Çünkü başta da değindiğiniz gibi şeker sanayii sadece şeker sanayii değil ve bizim için asıl önemli olan pancar şekeri değil, şeker pancarıdır. Gelecekte ülkemizde üretimi çok büyük darbe almış başka ürünlerimiz hakkında da sizlerle konuşup, yazabilmeyi isteriz. Pamuk, yağlı tohumlar ve diğer tarımsal sanayi ürünlerinin durumlarını da konuşmak gerek. Tekrar teşekkür ederiz…

***

12015 yılında 89 yaşındayken hayatını kaybeden Michele Ferrero, dünya markası olmuş çikolatalı fındık ezmesi Nutella’nın kurucusu olan İtalyan iş adamıdır. Bugün Ferrero adı, Türkiye’de üretilen fındığın çok büyük bir kısmını satın alan tröstün de adıdır. Ferrero, fabrikalarında kullandığı fındığın %80’ini Türkiye’den satın alıyor. Şirket 2014 yılında en büyük ihracatçı firmamız olan Oltan Gıda’yı da satın almıştı.

2Sıvı pancar şekeri, özellikle ürün işleme endüstrisinde mısır şurubuna alternatif olarak kullanılan ve üretim süreci ileri teknoloji yatırımları isteyen, kristal şekerin sıvı hali diyebileceğiniz, sağlıklı ve yüksek kaliteli bir şeker formudur.

3Röportaj hazırlandığı sırada hükümetin Şeker Kurumu’nun külliyen tasfiyesini amaçlayan bir hazırlığı olduğuna dair haberler okuduk. Şeker Şirketi’ne ait makine fabrikalarının şirket bünyesinden ayrılması, NBŞ’lerin hiçbir gümrük kısıtlaması ve vergi yükü olmadan ülkeye serbestçe girişi gibi konuların tartışılmasını, konu hakkında kamuoyunun nabzını yoklamaya yönelik girişimler olarak değerlendiriyoruz. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok; itiraz edilmezse sürecin gideceği yer belli; Şeker Şirketi tasfiye edilecek ve yabancı sermayeli NBŞ tröstleri Türk üreticisinin iflahını kesecek… 

CEVAP VER