Kahramanlık destanları…

0
543

Türk Dil Kurumu’na göre kahramanlık… Yok yok, kahramanlığın ne olduğunu tanımlamak için Türk Dil Kurumu ile işimiz yok. Hatta Oxford Üniversitesi’nin ya da başka bir kurumun Etimoloji, Filoloji sözlüğü ile bile işimiz yok…

Adı geçen kahramanlık, kahraman olarak bilinen mitolojik, dini, askeri, siyasi kişilerin, yaşadıkları çağda, sosyal işleyişten kaynaklanan nedenlerden dolayı, kişilerin, nasıl kahraman edildiği ile ilgili.

İlk kahramanımız, dünyaca tanınan, edebiyatçıların, ressamların, askerlerin… esin kaynağı olan, hatta bilimde bile kendi adına paradoks atfedilen, adından da anlaşılabileceği gibi mitoloji kahramanı Akhilleus‘tur. Şu gözü pek, hırslı Akhilleus…

Bildiğimiz gibi anası, bu doğduğunda, topuğundan tutup ölümsüzlük suyuna batırmaya çalışırken, kıskanç ‘tanrı’lar fark eder ve müdahale ederler. Topuğu ölümsüzlük suyuna değmediği için, kahramanımızın vücudu ölümsüz olsa da, topuğu ölümlüdür artık.

Annesi Thetis’in bu torpilinden dolayı çeyrek –yarım bile değil!- ölümsüz olan Akhilleus’un kaderi şudur: Ya kahraman bir şekilde ölüp dünyada kahraman olarak adı kalacak ya da sıradan birisi gibi yaşayıp sıradan bir ölümlü gibi ölüp, ölüler diyarına gidecektir. Akhilleus birinciyi, yani kahraman olmayı seçmiştir.

TECAVÜZCÜ ANTİK ‘DELİKANLI’

Topuk meselesi yüzünden topuk sorunu yaşayanlar için tıp literatürüne “Akhilleus Tendonu” olarak dahi adı geçen ‘kahraman’ Akhilleus; hırsından dolayı savaşta öldürdüğü bir gelinin ırzına geçecek kadar ‘delikanlı’dır; cinsel durumları bir yana, ganimet alacağım diye savaştığı için ve bu uğurda her yolu denediği için yağmacı, hatta bir ara savaşta toplanan ganimetler kendisine adil dağıtılmadığını düşündüğü için küsmek suretiyle Truva savaşına gitme konusunda tafra yapacak kadar da alıngandır; Truva savaşında kahraman bir şekilde öldükten sonra Hades’te ölülere Kral olan, silah arkadaşı Odisseas kendisini ziyarete geldiğinde, silah arkadaşına “Keşke ölüler diyarına kral olacağıma dünyada ırgat olaydım” diyerek kahramanlığından pişman olan, kıytırık bir kahramandır.

Bir diğer kahramanımız ise Akhilleus’u örnek alan, rakının bol olduğu Trakya dolaylarından, Büyük İskender adı ile bildiğimiz İskender’dir. Aristotales’in öğrencisi olduğu kabul edilen İskender, kendi zamanında bilinen dünyanın üçte birine sahip olmuştur. Tabii örnek aldığı Akhilleus’un yöntemi olan yağma ile, talan ile, köleleştirme… falan ile… Savaş yaptığı sıralarda ünlü bir kahinin kendisini ‘Zeus’un oğlu’ ilan etmesi, savaşta başarı gösterdikçe de kahramanlığı konusunda kendisinin, değil tanrı oğlu, tanrı katına yükseltilmesine kadar vardı.

Bİ GÖLGE ETME BE BİRADER!

Fakat aynı çağda yaşamış, Sinop doğumlu, babası kalpazanlık yaptığı için Yunanistan’a köle olarak satılan, Kinik/Köpek felsefenin kurucusu, İskender’in ününü duyup, yanına gelerek “Dile benden ne dilersen” dediğinde, “Gölge etme başka ihsan istemem” diyen Diogenes; sonraları kendi aralarında geçen diyaloglarında, İskender’in, alay etmek için, “Sana kemik getireyim mi Diogenes” dediğinde, “sana da bu yakışır İskender” diyen biri var!.. İskender’e “Sen piçsin” demek suretiyle, Büyük İskender’in hem büyüklüğünü hem de kahramanlığını yerle bir etmiştir.

Diğer kahramanımız ise, yedibuçuk milyarlık günümüz dünya nüfusunun, yaklaşık ikibuçk milyar insanın inandığı Hıristiyanlık dininin peygamberi Hz. İsa ile ilgili. Çamurdan kuş yapıp ona can vermek, bir deri hastalığını iyileştirmek, doğuştan görme hastalığı olan insanları iyileştirmek ve ölüleri diriltmek… gibi mucizelerini gösterebilen bir kimse!

İSA DA GÜZEL BİR KARDEŞİMİZDİ!

Fakat iki tane sofu Yahudi, ödedikleri vergiyi ‘Tanrı’ya mı yoksa Roma İmparatorluğu’na mı diye kendisine sorduklarında, ellerindeki paraya bakıp, üzerinde Sezar’ın resmini gördüğü için ‘Tanrının hakkını tanrıya, kralın hakkını krala vermek gerektiğini’ söylemiş, yine ayrıca çarmıha gerildiğinde ‘Baba, beni niye terk ettin’ demiştir.

Günümüzde ise yine sosyal işleyiş içerisinde, sınıf bilincinden değil, ne tarafa olduğu belli olmayan sınıf atlama sevdasından dolayı, iç içe geçmiş karmakarışık sınıflara rağmen, kahraman olmak için, hukukun boşaldığı yerleri kendileri doldurmak suretiyle ellerinde tesbih, ayak ayak üstünde, önlerinde bir bira ya da viski –rakı değil!- yanlarında gerektiğinde pazarlayabilecekleri kadınlar ve gerektiğinde uyuşturucu işi, dillerinde kim olduğunu bilmedikleri Bukowski’nin, Mevlana’nın aforizmaları, Kurandan hadisler ve Peygamberin sözleri, kendilerini de Abi, Baba, Kabadayı, Eşkıya, Mardinli gibi sözlerle ifade eden ve gerektiğinde siyasetçilerin arkalarına sığınmak suretiyle kahraman olmak için zorlayan mafya bozuntuları ile… Yine ayrıca siyasal anlamda gerek meşru zeminlerde gerekse de Machiavelli’nin öğretmiş olduğu terbiyesizliği de kullanarak meşru olmayan zeminlerde, tarih içinde öyle ya da böyle kahraman olmuş ya da kahraman olmaya çalışan siyasetçiler…

Dünyada gelmiş geçmiş kahraman sayılan bütün insanların tek tek kahramanlığını sorgulamak sanıyorum bayağı bir uzmanlık ve tarihsel bilgi gerektiren bir konu.

EN İYİSİ AHMED ARİF ŞİİRİ

Yukarıdaki örneklerde de görüleceği gibi –günümüzde statükonun elverdiği oranda!- ve bu kahramanların kahramanlıkları özgür bir beyinle sorgulandığında hiçbir kahramanın kahraman olmadığını/olamayacağını, bu kahramanların kahramanlıklarının sadece içinde yaşadıkları özgür olmayan, sorgulamayan beyinler tarafından yaratıldıkları sonucu çıkmaktadır.

Ahmet Arif’in samimiyet aradığı aşağıdaki şiiri ile, sağlıcakla.

“Vurulsam kaybolsam derim,

Çırılçıplak, bir kavgada,

Erkekçe olsun isterim,

Dostluk da, düşmanlık da.

Hiçbiri olmaz halbuki…”

  • MEHMET GEVGER

Bütün yazılara mümkün mertebe video eklemeye başladık. Şu da AKP’nin kahramanı olarak burada dursun:

CEVAP VER