Yeniçağ Savaşları ve Yeni Osmanlılar

0
343

Tek düzgün işimiz mutfak işleri. Memlekette a’dan z’ye her şey bozuk fakat yemeklerimizin hepsi kral sofralarına layık! Kahvaltılıklar, zeytinyağlılar, kebaplar, pideler, börekler, gözlemeler, sütlü, hamurlu tatlılar, mezeler, içkiler, ikramlıklar, atıştırmalıklar, salçalı sulu yemekler, çorbalar, kuru yemişler, mevsim meyveleri, kızartmalar, salatalar, deniz ürünleri vs çokları için belki sıradan şeyler. Fakat yurt dışına çıkıp uzun süre kalan anlar değerini. Çünkü bulamazsın bunların yerini tutan başka yemek; ne İtalyan ne Fransız, ne de Çin lokantasında. Pizzaya, hamburgere de zaten yemek demezsin. Batı’ya gidersin mezeyi, Doğu’ya gidersin tatlıyı, zeytinyağlıyı bilmezler. Anadolu mutfağını ayrı yapan nedir peki? Olay doğrudan coğrafya ile ilgili…

Ilıman kuşaktaki Anadolu yarımadası dünyanın en yaşanır yerlerinden biridir. Sıcak Akdeniz ikliminden, sert karasallığa, bol yağışlı Karadeniz’e değişik iklim tipleri görülür Anadolu’da. Bu da çok farklı evcil bitki ve hayvan türlerinin yetişmesine olanak verir ki bu çeşitliliğin dünyada bir eşi yoktur. Hatta çoğunun da anayurdudur, yani bizde evcilleşip yayılmışlardır dünyaya. Böyle bolluğun üstün bir mutfak kültürü yaratması da doğaldır herhalde. Sadece çeşitlilik değil verimlilik ve lezzet açısından da çok gelişkindir Anadolu’daki türler. Çünkü tarımın en eski olduğu coğrafyadır Anadolu. Çiftçiler her nesilde yapay seçilim ile daha da iyileştirerek insan ihtiyaçları ve beğenisi ile daha uyumlu hale getirir türleri. Bugün yiyip içtiğimiz lezzetler böyle çıkmıştır ortaya. Diğer önemli zenginlik kaynağı ise kavimler köprüsü olması. Her uğrayan çiftlik için yeni bir yöntem öğretmiş, tarla için yeni bir tohum türü, bahçe için yeni bir fide getirmiş, mutfak için yeni bir tarif bırakmıştır Anadolu’ya. Bugünün Anadolu mutfağı da zaten başta Arap, Rum, Ermeni mutfakları olmak üzere dünya mutfaklarının buluşmasıdır.

Dışarıdan gelen türlere karşı da büyük bir esneklik göstermiştir Anadolu mutfağı. Domates, fasulye yeni dünya bitkisidir misal. Fakat en güzel salçalı yemekler Anadolu’dadır. En güzel kuru fasulye, zeytinyağlı barbunya bizde yapılır. Çayı demlemeyi, kahveyi pişirmeyi biz biliriz. Baharatı en iyi biz uygularız. Kadeh kaldırmayı, muhabbeti, kafa çektikten sonra işkembe içmeyi biz biliriz. Neyi hangi kaptan, bardaktan, hangi sırayla nasıl yenilip içileceğini biz biliriz.

Bu zenginlik bugün tehdit altında. Ölen tarım ve hayvancılıkla, köyden kente göç ile büyük birikim yavaş yavaş yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Aktarımda bir nesillik kopukluk binlerce yıllık bilgi ve deneyimin kaybolması demektir. Çiftçilerin binlerce yıllık emekle yetiştirdiği tohumlar bugün ithal tohumlar, çok uluslular ve genetik mühendisliği tarafından tehdit ediliyor. Doğal ortamlar müteahhitler tarafından talan ediliyor.

Bu tarihsel zenginliğin yaşayıp yaşamayacağı bize bağlı. Yerli tohumlara, tarıma, ulusal ekonomiye sahip çıkabilirsek yaşar. Hayvan sürülerine, yaylalarına, meralarına sahip çıkabilirsek yaşar. Ormanlara, kıyılara, denizlere sahip çıkabilirsek yaşar. Sahip çıkamazsak hiç bir şeyin eski tadı kalmaz.

CEVAP VER