Kamu Özel İşbirliği İslam’da helal midir?

0
386

Cevabı baştan vereyim. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) İslam’da helal değil haramdır. Çünkü, Bakara suresinin 275’inci ayeti şöyle diyor:

Bakara 275: Riba yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların “alışveriş de riba gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de ribadan vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. Kim tekrar  dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalacaklardır.

Dahası, KÖİler Allah’la ve Peygamberiyle harp halinde olmaktır. Çünkü, Bakara suresinin 279’uncu ayeti  de şöyle diyor:

Bakara 279: Eğer ribayı terk etmezseniz, bilin ki Allah’la ve Peygamberiyle harbe giriştiniz. Tövbe ederseniz anamalınız sizindir, ne zulmedersiniz, ne zulüm görürsünüz.

İyi de, KÖİler riba mı ki de İslam’da haram olsunlar? Bu sorunun cevabını verebilmek için önce KÖİ nedir, bir ona bakalım.

KÖİ NEDİR?

Tanımı vermeden önce birkaç örnek:

  • Üçüncü Havaalanı
  • Osmangazi Köprüsü
  • Şehir Hastaneleri
  • Vesaire

KÖİ, bir devlet ile bir özel şirket arasında yapılan ve mevzuatı (dolayısıyla tanımı) ülkeden ülkeye değişen bir sözleşmedir. Sözleşmenin özellikleri kabaca şöyledir:

  • Kısmen ya da tamamen kamusal olan bir yatırım ve/veya hizmet üzerinedir;
  • Uzun vadelidir (birkaç yıldan birkaç on yıla);
  • Özel şirket projenin finansmanını sağlamak, yatırımı yapmak ve/veya sözleşmenin vadesi dolana dek kurulanı işletmek ile yükümlüdür;
  • Özel şirket yaptığı karşılığında ya hizmeti sunmakla yükümlü kamu kurumundan ya hizmetten yararlananlardan ya da hem bu kamu kurumundan hem de hizmetten yararlananlardan sözleşmede tanımlandığı şekliyle ücret alır.

Yukarıda geçen hizmetten yararlananlardan alınan ücret bir tür imtiyazdır ve içinde bu tür imtiyazlar olan imtiyaz sözleşmeleri birkaç bin yıldır varlar. Görece yakın tarihimizde bu tür imtiyaz sözleşmeleri Anadolu Selçuklularına kadar gider, Fatih Sultan Mehmet de −özellikle Venedikli bankerlerle ve tüccarlarla− imtiyaz sözleşmeleri yaptığı bilinen Osmanlı padişahlarındandır.

Bugünkü KÖİlerin öncülleri olan imtiyaz sözleşmeleri ise Hollanda, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde 17’inci yüzyılda yol ve su gibi yüksek maliyetli yatırımlar için kullanılmışlardı. Bu ülkelere sonradan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de katılmış ve bunlar ve benzeri ülkelerde 19’uncu yüzyılda gaz, elektrik ve demiryolu gibi yatırımlar bu tür sözleşmeşlerle yapılmışlardı.

Bu sözleşmelerde devletin amaçı, bir özel kişi ya da kuruluşa kullanıcılardan ücret alarak yatırımından kar edebilsin diye hizmet sunumunun tekelini −yani mülkiyetini− vererek yatırımı kendi parasıyla yapmasını sağlamaktı. Bu imtiyaz sözleşmeleri kamu hizmetlerini beklenen kapsamda ve ödenilebilir ücretlerle sunamadıklarından bir süre sonra terk edildiler ve bu tür hizmetleri devletler sunmaya başladı.

Ta ki kapitalizmi 1960ların sonlarına doğru başlayan aşırı birikim krizinden çıkartabilmek için ilk denemesi 1973’de Şili’de yapılan neoliberal restorasyonun 1978-80 Deng-Volcker-Thatcher-Reagan devrimine dek. Adına neoliberalizm de denen bu restorasyon programı Türkiye’de de bizim Orta Direği Yıkan Ayı (Muzaffer İzgü, 1984) Turgut Özal marifetiyle alınan 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararlarıyla başladı. Ve birkaç ay sonra ABD Hükümeti ve Milli İstihbaratı ile milli sivil toplum kuruluşumuz TÜSİAD destekli ressamımız Kenan Evren liderliğindeki 12 Eylül 1980 darbesiyle garantiye alındı.

Bir önceki REDaktif yazımda neoliberal programının üç temel direğini özetlemiştim. Okuma kolaylığı olsun diye ilkine küçük bir ekle yineliyorum:

  • Mali reformlar: kamu malı kavramının yok edilip devlet harcamalarının küçültülmesi (kemer sıkma), kamu borcunun kısılması ve borcun kamudan özele kaydırılması;
  • Yapısal reformlar: rekabeti güçlendirmek adına kamu varlıklarının özelleştirilmesi ve emek piyasası da dahil piyasaların serbesleştirilmesi/esnekleştirilmesi;
  • Finansal reformlar: finansal istikrar amaçlı finansal piyasa düzenlemeleri, enflasyon istikrarı, merkez bankası bağımsızlığı, v.b.

KÖİ’LERİN ORTAYA ÇIKIŞI

KÖİler yukarıdaki neoliberal programın ilk iki direği marifetiyle 1992’de İngiltere’de ortaya çıktılar. Gerçi fikir anneleri Deng-Volcker-Thatcher-Reagan devrimcisi Demir Leydi Margaret Thatcher idi ama uygulama Thatcher’dan hemen sonraki Muhafazar Parti Başkanı ve Başbakan John Mayor zamanında başladı.

Şimdi ayrıntılarına girmeyeyim ama kabaca amaç bir muhasebe hilesiyle hükümeti harcamıyor gibi göstermekti aslında. Yukarıdaki üç direğin ilki öyle diyor ya. E, bir yandan da kamu yatırımlarının yapılması ve kamu hizmetlerinin sunulması gerekiyor ayaklanmalar çıkmasın, ortalık karışmasın, devrimler olmasın filan diye.

Nasıl yapılacaktı bu iş hükümet borçlanarak harcama yapmayacaksa?

Cevabı arkadaşım, KÖİ’de esiyordu, maalesef.

Öyle çıktı bu KÖİler ortaya: KÖİ ile bir özel şirket borçlanıp harcayınca, hükümet borçlanıp harcamıyormuş gibi gözüküyordu.

Hile buradaydı.

Bir de fazladan, ikinci direkte sözü edilen rekabet de güçleniyordu hesapta, eskiden devletin yaptığı yatırımlar ve sunduğu kamu hizmetleri özelleşmiş olduğundan.

Ama öyle miydi?

Tabii ki değildi.

Adına ahlaki tehlike denen bir soruna neden oluyorlardı KÖİler.

KÖİlerin ahlaki tehlikeye neden olacaklarını daha KÖİler ortaya çıkmadan önce de biraz kuramsal düşünebilen herkes görebiliyordu ama son 15, 20 yıldır yaşanılanlar baştan bilinen ahlaki tehlikenin ortaya çıktığını ve KÖİlerin altyapı yatırımlarının ve kamu hizmetlerinin pahallı ve verimsiz bir fonlanma yöntemi olduğunu gösterdi.

Sonucunu daha deneyi yapmaya başlamadan önce bildiğimiz bir deneyi yapmanın gereği var mıydı?

AHLAKİ TEHLİKE NEDİR?

Ahlaki tehlike bir anaakım iktisat kavramıdır ve bilgi eşitsizliği ile ilgilidir. Yaptıran ile yapan arasındaki bilgi eşitsizliğiyle. Acı fakat gerçek, bu dünyada bilenler bilmeyenleri kandırıyorlar genellikle. Zaten ahlaki tehlike de o yüzden çıkıyor ortaya.

Bu ahlaki tehlikenin iki nedeni olabilir: İlki yapılanın yapılırken gözlenemez olması, ikincisi yapılan yapılırken gözlenebilir bile olsa gözlenilenin kanıtlanamaz olması.

İlkine örnek: Ben Hindistan Merkez Bankasındayken, Çengelköy’deki evimin yapımı günde sekiz saat sürüyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Evi yapan şirket günde sekiz saat çalışıyoruz diyordu çünkü. Gözleyebiliyor muydum sekiz saat çalışıp çalışmadıklarını?

Hayır.

İkincisine örnek: Hindistan’a gitmeden önce Anadolu Hisarı’nda yaşıyordum. Çengelköy burnumun dibi. Sıkça gidip bakıyordum inşaat nasıl gidiyor diye. Yani gözleyebiliyordum yapılanı. Ama tek başıma gidiyordum. Gözlediklerime kim tanıklık edecekti? Yanımda başka birkaç kişi daha olmadan gözlediklerimi bir mahkemede kanıtlayabilir miydim?

Hayır.

Şimdi, bu KÖİlerde yaptıran devlet, yapan da bir özel bir şirket. Diyelim devlet bizim devlet, özel şirket de bizim Osmangazi Köprüsünü yapıp işleten şirket. Bir de banka var şirketin borç aldığı diyelim. Bir de fazladan devlet özel şirkete ödeme garantileri veriyor olabilir bu KÖİlerde. Bizim devlet açılışı 30 Haziran 2016’da yapılan Osmangazi Köprüsüne araç başına 35 ABD doları + katma değer vergisi geçiş ücretiyle günlük 40 bin araç garantisi verdiydi ya.

Burada bir sürü ahlakİ tehlike var tabii: Mesela bu özel şirket devlet bu günlük 40 bin araç garantisini vermeseydi bu köprüyü kendi parasıyla yapar mıydı? Ya da o banka özel şirketin arkasında devlet olduğunu bilmese o verdiği kadar krediyi verir miydi? Dahası, o banka da devletin verdiği garantiyi biliyordu. O garanti olmasaydı, o banka o verdiği kadar krediyi verir miydi? Ya da o özel şirket köprüyü sözünü verdiği tarihte bitiremeyeceğini görüp bir takım şeyleri aceleye getirdiğinden sözünü verdiği kadar dayanıklı bir köprü yapmamış olamaz mı? Gidip de gözledik mi ne yaptıklarını? O özel şirketin yaptıklarını gözlemekle yükümlü olan bakanlığın çalışanları gidip de gözlediler mi inşaatı? Ya o özel şirket rüşvetle gözlediklerini sandıklarımızı satın aldıysa.

Ve böyle sorular daha da çoğaltılabilir tabii.

Birkaç soru daha sorup, ribaya geçiyorum.

Bu özel şirket, ya da şirketler grubu, Osmangazi Köprüsünü yapma ihalesini nasıl kazandı? Acaba bazı devlet büyüklerimize bir hoşluk yaptı mı? Yaptıysa, kimlere ve ne büyüklükte hoşluk yaptı?

RİBA NEDİR?

Riba Arapça bir kelimedir.

Karşılıksız fazla ve, hatta ötesinde, haksız fayda anlamına gelir.

Ve Allah Kuran’da ribayı haram kılmıştır.

Makalenin girişinde açık açık yazdım iki Kuran ayetini. Ve o ayetlerde Allah yalnızca riba haramdır demiyor, riba yiyenler Benimle ve Peygamberimle harbe girmişlerdir diyor, maalesef.

Peki KÖİler niye riba?

Çünkü, yukarıda açıkladığım üzere bu KÖİlerden, hem bazı devlet yetkilileri hem de o özel şirket haksız fayda, karşılıksız fazla ve vesaire elde ediyorlar.

Dahası, onlar o karşılıksız fazlayı iç ederlerken ortaya çıkan zararı toplumun gerisi karşılıyor.

Bu riba değilse nedir?

SONUÇ YERİNE…

16 Nisan referandumunda HAYIR…

CEVAP VER