‘Tek-bir’ kaygım var…

1
307

Bu topraklarda yaşayanların şaka yapmayı ve şakayı abartmayı ve de giderek suyu eşeğin iç kulağına kadar kaçırmayı sevdikleri iyi bilinir. “Şakayı kaka yapmak” deyimiyle de eleştiriyi yine kendileri getirir ama artık işler kakaya sarmıştır bir kere, yapacak bir şey yoktur.

Tribünlerimiz kendi içlerinde dahi kozmopolit bir yapı arz etse de kökenleri itibariyle mi desem, genetiğinden mi desem bilemedim ama hâkim bir unsur her zaman genel tavrını belirlemiştir. Örneğin gitgide yükselen tekbir getirme geleneğinin ilk başladığı tribünlerin nispeten muhafazakâr ağırlıklı kentlerin takımlarına ait olduğunu biliyoruz. Buna karşın örneğin çArşı tribünleri, bünyesinde her türlü unsuru taşısa bile genelde sol bir söylem tutturmasıyla bilinir, tanınır ve kabul görür. Yine de bu tavır geçen Perşembe oynanan Lyon maçı sonlarına doğru ve özellikle penaltı atışlarındaki uğuldamalara engel olmadı.
Tekbir nedir önce ona bir bakalım.

Kısaca Allahın büyüklüğüne vurgu yapan Arapça “Allahu ekber” tamlamasıdır tekbir. İlk çıkışı ise rivayete göre Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme olayına kadar uzanır. İbrahim gördüğü rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail  gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail ; “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. Onun bu seslenmesini duyan İbrahim ise “tamam tamam duydum” der gibi cevap verir: “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber”. Buna da tevhid denir. İşte bu Cebrail’in tekbiri ile babasının tevhidini duyan kurbanlık İsmail  “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” diyerek sevincini bir teşekkürle Allaha bildirir.

İşte bu üçlemeye “teşrik tekbiri” deniyor. Kurban keserken söylenir genelde. Futbolla nasıl bir ilgi kurabilirsiniz bilemem ama sanki rakibe “seni kesecektim aslında ama Allaha şükret sadece gol atıp yenmekle yetineceğiz” mesajı mı verilmek amaçlanıyor yoksa sadece zevzeklik mi ediliyor takdir sizin.

Tribünlerin daha çok rağbet ettiği ise yanlış olarak tekbir diye adlandırılan, protesto yürüyüşlerinde “karşıt grup” diye isim takılmış faşist çetelerin pek sevdiği ve oradan tribünlere taşınan “Ya Allah bismillah Allahu ekber” sloganı. Bu slogan Türklerin Küçük Asya’ya intikallerine ithafen bestelenen Malazgirt marşının sözlerinden alınmadır.

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Gün doğmadan evvel iklim-i rûma

Bozkurtlar ordusu geçti hücûma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler

Ya Allah bismillah Allah-u ekber

*     *     *

Şimdii…

Tribünleri bir kenara koyup sahaya inelim. Futbolcuların olağan dini seçimlerinin dikkatleri çektiği yer, bu seçimlerini sahada belli edecek eylem ve gösterileridir. Örneğin Dünyanın futbolcu üreten en büyük “madeni” olan Brezilya’da futbolcuların çok rağbet ettikleri ve bu yüzden kendilerine İsa’nın askerleri ya da İsa’nın sporcuları  (Atletas de Cristo) diye isim taktıkları bir tarikat var: Pentakostal tarikatı. Bu tarikatın milyonlara varan üyeleri İsa’nın vücutlarına “Kutsal Ruh” biçiminde girdiğine inanıyor. Tarikat mensubu Brezilyalı futbolcular-ki çok fazla var- gelirlerinin yüzde onunu bu tarikata bağışlıyorlar. Tarikata bağlılıklarına dair bir örnek: Bir Dünya kupası finalini kazandıklarında, Brezilya Futbol Takımı’nda başta kaptan Lucio ve Kaka, maçın bitiminde, ulusal formalarının üzerine “I Love Jesus” (İsa’yı Seviyorum) yazılı beyaz tişört giyerek sevinç gösterilerinde bağlı bulundukları Pentekostal Tarikatı’nın propagandasını yaptılar. Kupa töreninin hemen öncesinde de antrenör Dunga ve yedek kulübesi dahil tüm takım, saha içinde daire halinde sıralanarak bir tür ayin yaptılar. Son derece mazbut bir hayat sürmeye, aileleriyle birlikte yaşamaya ve gece hayatından uzak durmaya çok dikkat ettiklerinden, Avrupa kulüplerinin özellikle tercih ettikleri futbolcular bunlar olmaktalar.

Bunun bir de Müslüman versiyonu olacak elbet. Brezilyalılar kadar olmasa da Müslüman futbolcuların fanatikleri, attıkları gollerden sonra saha ortasında secdeye vararak Allaha teşekkürlerini bildiriyorlar ki buna “şükür namazı” deniyor. Başakşehir’de Emre Belözoğlu, eskilerden Hakan Şükür, Fenerbahçe’de Moussa Sow, bizde (Yeniden) Demba Ba ve Tolga Zengin bunlara en güncel örnek. 3. Liglerde ise topluca sahada namaz kılan takımları bile görebiliyoruz artık.

Sahaya çıkarken Hıristiyan futbolcuların istavroz çıkarmalarına, Müslüman futbolcuların dua etmelerine alışkın olan tribünler şimdi de bu şükür namazıyla tanıştılar bir süredir. Hele bu futbolcu tipi golcü bir tip olup, şükür namazı kılmasına vesile olacak eylemini (yani gol atmayı) sık sık tekrarladığında, tanışmakla kalmayıp futbolcusunu onore etme amacıyla şu sloganı atmayı marifet bellediler: “Ya Allah bismillah Alah-u ekber”. Bu işlerle ilgisi olmayanların, ateistlerin, solcuların bile kazanılan her maçtan sonra şaka yollu çevrilen mevzuunun omurgası imana gelmek, cumaya gitmek olarak yayılmakta.

Dinî akideleri pek sağlam olmayan ve hatta hiç olmayan arkadaşların gülümseyerek yarattıkları bu geyik ortamının eğlenceli havası, tribündeki bazı çevrelerce oldukça ciddiye alınarak haykırıldığı gerçeğini şimdilik gizlemekte. Endişem, şaka yollu başlayıp kakaya doğru hızla evrilmekte olan bu sloganı atma işinin yakın bir gelecekte Beşiktaş tribünlerinin havasını bozma tehlikesidir. “Bozulmaz abi merak etme” biçimindeki rahatlıkların “ulan biz ne yaptık” türü keşkelere dönüşmemesi dilekleriyle endişelerim halâ bakîdir.

1 YORUM

CEVAP VER